Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Allah’a hamd ve O’nun Rasûlüne Salât-u Selâm olsun. Bu yazımızda ana hatlarıyla emanet ve vasiyet kavramları üzerinde duracağız. Bazı sorulara cevaplar arayacağız: Emanet ne anlama gelir ve neler emanettir? Vasiyet nedir ve nasıl olmalıdır? Emanetleri ve vasiyetleri nasıl eda etmeliyiz? Emanet; bir kimseye koruması için bırakılan maddî ve manevî hak demektir. Emanete, emanet sahibinin haklarını zâyi etmeyecek şekilde vefâlı olmak gerekir. Peygamberlerin ortak sıfatlarından bir tanesi de yine emanettir. Allah’ın elçileri, Allah’tan aldıkları Ayetleri, gizlemeden ve değiştirmeden insanlara tebliğ etmişler ve açıklamışlardır. Geniş anlamda Allah’ın tüm tekliflerine emanet denir. Allah’ın insanlara yüklediği sorumluluklar da emanettir. Peygamberimiz, nübüvvetten önce toplum içinde “el-Emîn” yani “güvenilir ve emanete vefâ gösteren kimse” olarak tanınmaktaydı. Herkes çekinmeden emanetlerini Peygamberimize teslim ediyorlardı. Emanete riâyet etmek, mü’minlerin de bir sıfatıdır. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” [Münâfikûn: 8] Dost düşman herkesin “Emîn” kabul ettiği bir Peygamberin ümmetine emanetlere karşı  güvensiz bir tavır içinde olması kabul edilemez.


EMANET VE VASİYET:

Allah’a hamd ve O’nun Rasûlüne Salât-u Selâm olsun.

Bu yazımızda ana hatlarıyla emanet ve vasiyet kavramları üzerinde duracağız. Bazı sorulara cevaplar arayacağız: Emanet ne anlama gelir ve neler emanettir? Vasiyet nedir ve nasıl olmalıdır? Emanetleri ve vasiyetleri nasıl eda etmeliyiz?

Emanet; bir kimseye koruması için bırakılan maddî ve manevî hak demektir. Emanete, emanet sahibinin haklarını zâyi etmeyecek şekilde vefâlı olmak gerekir. Peygamberlerin ortak sıfatlarından bir tanesi de yine emanettir. Allah’ın elçileri, Allah’tan aldıkları Ayetleri, gizlemeden ve değiştirmeden insanlara tebliğ etmişler ve açıklamışlardır. Geniş anlamda Allah’ın tüm tekliflerine emanet denir. Allah’ın insanlara yüklediği sorumluluklar da emanettir. Peygamberimiz, nübüvvetten önce toplum içinde “el-Emîn” yani “güvenilir ve emanete vefâ gösteren kimse” olarak tanınmaktaydı. Herkes çekinmeden emanetlerini Peygamberimize teslim ediyorlardı. Emanete riâyet etmek, mü’minlerin de bir sıfatıdır. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” [1] Dost ve düşman herkesin “Emîn” kabul ettiği bir Peygamberin ümmetine emanetlere karşı  güvensiz bir tavır içinde olması kabul edilemez.

EMANET:

1) Emânete hıyânet etmek amelî nifâk’tır:

Kendilerine verilen emanete hâinlik yapmak münafıkların ahlâkıdır.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاثٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ

“Münâfığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz ve kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyânet eder.” [2]

Emanete riâyet etmek yani güvenilir olmak, ahdine vefâ ve sözüne sadâkat göstermek mü’minlerin sıfatlarındandır.

2) Güvenilirliği olmayanın (kâmil anlamda) imanı yoktur!

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

  لاَ إيمَانَ لِمَنْ لاَ أمَانَةَ لَهُ، وَلاَ دِينَ لِمَنْ لاَ عَهْدَ لَهُ

“Emaneti (güvenilirliği) olmayanın imanı yoktur. Ahdine vefâsı, verdiği söze sadâkati olmayanın dini yoktur.” [3] Emin olmak, imanın kemalindendir, ahde vefâlı olmak da dinin kemalindendir. 

3) Kadınlar, erkeklere birer emanettirler:

Nesâî de geçen bir Hadis’e göre, Rasûlullah aleyhisselâm, kendisine dünyadan üç şeyin sevdirildiğini bildirmiştir. Güzel koku, kadın ve namaz... Biz, erkeklere Allah’ın emaneti olmaları boyutuyla kısmen kadın üzerinde duracağız.

İslâm’ın olmadığı bütün toplumların karakteristik özellikleri kadına değer vermemeleri ve onu bir meta’ gibi görmeleri ve cinsel tatmin aracı olarak kullanmalarıdır. Kadına insan olarak değerini İslâm vermiştir.

Bu konuda Hz. Ömer’in bir sözüne kulak verelim:

“Bizler câhiliyye devrinde kadınları hiçbir şey saymazdık (onlara hiçbir değer vermezdik). Nihâyet İslâm gelip de Allah onları, ‘onlarla iyi geçinin’ [Nisâ: 19] diye (Kitâb’ında) zikredince, bizler Allah’ın onları zikretmesiyle onları işlerimizden hiçbirine girdirmeksizin, üzerimizde onlar için hakk olduğunu öğrendik.” [4]

Hz. Ömer’in sözünden de anlaşılmaktadır ki, câhiliyye toplumlarında kadına değer verilmemektedir. Bu tür toplumlarda ister ilkel yöntemlerle olsun, isterse medenî tarzda olsun kadına karşı ciddi bir istismar söz konusudur. Aldatılan, kandırılan, zaafları sû-i isti’mal edilen, emeği sömürülen, horlanan, itilen, kakılan, zulmedilen genelde hep kadın olmasına rağmen; kadına özgürlük, kadın hakları, erkeklerle eşitlik, medeniyet, çağdaşlık gibi sloganlarla devamlı kandırılmaya devam eden bir süreçte kadınlar açısından bir cinsiyet istismarı vardır! Süslü söylemlerle kadınları aldatmaya çalışan kimseler de, genellikle İslâm’da kadın haklarının olmadığı iftirasıyla kadınları aldatmaya ve onlara toz pembe hayaller kurdurarak, kadın cinsine kurtarıcı Süpermen (!) gibi gözükmeye çalışmaktadırlar. Bu propagandaların masum olduğunu kimse söyleyemez! Sonuçta İslâm karşıtlığı üzerinden kadın istismarı yapılmaktadır. Oysa kadınlara layık oldukları değeri ancak İslâm vermiştir. Peygamberimiz, vefâtına yakın bir zamanda ümmetine vasiyetlerde bulunurken, kadınlara iyi davranmalarını ve onları Allah’ın birer emanetleri bilmelerini söylemiştir. Bir insanın vefâtından önce söylediği son sözleri ne kadar önemlidir değil mi? İşte Peygamberimizin de son vasiyetlerinden bir tanesi kadınların haklarını gözetmemiz, onlara zulmetmememiz ve onlarla güzellikle geçinmemiz gerektiği hususundaki talimatlarıdır. Kadınların erkeklere karşı, erkeklerin de kadınlara karşı görevlerinin ihlâl edildiği noktada zulüm ortaya çıkar. Kadın ve erkek haklarını, karşılıklı sorumlulukların ifâsı muhafaza eder. Bu hukuku ne fertlerin ne de toplum mekanizmasının bozmaya hakkı yoktur. Öylesi bir durumda zayıf olan kadın daha çok etkilenmekte ve zarar görmektedir. Sağlıklı, iffetli, hayâlı bir İslâm toplumunun devamında anaların fonksiyonu herkesçe malumdur. Bir toplum, kadınların ifsâdı ile bozulur. Aile mefhumunun sarsıldığı bir toplum, çatırdamaya ve sallanmaya başlamış ve tehlikenin eşiğinde olan bir toplumdur. Bu nedenle şunu biliniz ki, kadınlarınıza vereceğiniz değer, İslâm toplumunun tesisi, ikâmesi ve idâmesine verdiğiniz önem kadar ehemmiyet taşımaktadır.

Hz. Peygamber, Veda Hutbesinde şöyle buyurmuştur:

“Kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz. Çünkü siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Allah’ın sözü uyarınca ırzlarını kendinize helâl kıldınız. Onların, sizin yataklarınıza bir adamı almamaları ve iffetlerini korumaları, sizin onlar üzerindeki haklarınızdandır. Eğer böyle bir şey yaparlarsa hafifçe onları dövünüz. Sizin de onların geçimlerini ve giyimlerini sağlamanız, onların sizin üzerinizdeki haklarındandır.” [5]

Müslüman erkekler, Allah’ın emaneti olan kadına karşı kötü davranmaktan sakınmalıdırlar. Bazen erkek onun bir huyunu beğenmese bile, beğendiği başka huyları da bulunmaktadır. Bu nedenle güzel huylarını övmeli, kötü huyu varsa onu güzellikle ve yumuşaklıkla düzeltmeye çalışmalıdır. Onu kırmadan, onun cennet yolunu açmalıdır. Kadına kötü davranmak, onu dövmek, ona sövmek, geçimsiz olmak, katı kalpli ve sert dilli olmak, anlayışsız ve kaba davranmak sâlih olmayan erkeklerin özellikleridir. Müslüman erkekler, kadınlarla güzel geçim konusunda da emanete riâyet etmelidirler. Evlilikleri esnasında incir kabuğunu doldurmayan şeylerden dolayı birbirlerini incitmemelidirler. Her iki cinsin de, geçim ehli olmasını öğrenmeleri gerekir. Nefsânî bazı bahanelerle boşanmaya yeltenmek, Allah’ın razı olmayacağı bir ameldir. Bu amelin içinde pek çok haksızlıklar bulunmaktadır. Affedici olmayı öğrenemeyen kimse, henüz geçim ehli olamamıştır. Hanımlarına karşı, öfkeli, saldırgan ve anlayışsızca davrananlar bilsinler ki, nefis dizginlenmez ise, her zaman huysuzluk için bir bahane bulur. Bugün kızdığınız bir şeye belki birkaç sene sonra güleceğiniz halde, aceleci ve sabırsız davranışlarla kendinizi nefsin ve şeytanın eline mahkum etmeyin! Öfke, geçimin düşmanıdır; o varken sağlıklı düşünmek ve karar vermek mümkün olmaz. Bu nedenle merhamet, şefkat, anlayış, yumuşaklık ve iyi niyetle hareket edin; her dâim diliniz, kavliniz ve kalbiniz Allah’ın zikriyle meşgul olsun ki, şeytan sizi fitneye düşürmesin!

Bu konuda söylenecek çok şeyler olmasına rağmen, biz bazı Hadis-i Şerifler ile meseleyi özetlemeye devam etmek istiyoruz.

Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem Efendimizin diğer Hadislerine geçelim:

“Size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet edip dilerim. Çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Bu kemikte en eğri kısım üst tarafıdır. Eğer sen eğri kemiği doğrultmaya kalkışırsan onu kırarsın. Onu kendi haline bırakırsan daima eğri kalır (öyle kullanırsın). Onun için size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim.” [6]

“Sizin hayırlınız, kadınlarına hayırlı olan (iyi davranan)dır.” [7]

“Bir mü’min erkek, bir mü’min kadına buğzetmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir.” [8]

Bu konuda Rabbimiz de şöyle buyurmuştur:

“…Onlarla (kadınlarla) iyi geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa (sabredin). Çünkü hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pek çok hayır takdir etmiş olabilir.” [9]

Aslında kadın-erkek ilişkilerinde eşler, birbirlerinin kusurlarını araştırmak, eleştirmek yerine, ayıpları kapatan bir elbise gibi, birbirlerinin kusurlarını örtmelidirler. Kocasını başkalarına şikâyet eden veya ev ortamındaki mahremleri başkalarıyla paylaşan kadında da, karısını başkalarına şikâyet eden ve özel hallerini başkalarına ifşâ eden kocada da hayır yoktur; bundan sakındırıcı ve tehdit edici çok Hadisler bulunmaktadır. Rabbimiz: “Onlar sizin elbiseniz, siz de onlar için bir elbisesiniz” [10] buyurmuştur.

4) Allah’ın halifeliği (hilâfet), Allah’a kulluk sorumluluğu anlamındaki emanet:

Rabbimiz, emanetin başka bir anlamıyla alâkalı olarak şöyle buyurmaktadır:

”Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de, onlar onu yüklenmek istemediler, bundan endişeye düştüler. [11] Ama onu insan yüklendi. Çünkü o çok zâlim ve çok câhildir.” [12]

Bu Ayette geçen “emanet” kelimesi hakkında müfessirler çok açıklamalar yapmışlardır. “Burada ‘emanet’ kelimesi, Kur’an’a göre, yeryüzünde insana verilen ‘hilâfet’ görevi yerine kullanılmıştır… Kur’an’ın başka yerlerinde hilâfet, burada ise emanet olarak tanımlanmıştır.” [13] “Emanet” genel anlamda Allah’ın tekliflerinin hepsidir. “İşlenmesinde sevap, terk edilmesinde ise günah olan beş vakit namaz ve diğer ibâdetlerdir.” [14] “Bu husustaki en sahih görüşe göre emanet, Dinin bütün görevlerini kapsamaktadır. Cumhur’un görüşü budur.” [15]

5) Emanet, yetki ve sorumluluk anlamına da gelir:

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Muhakkak Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” [16]

Bu Ayeti, Allâme Mevdûdî şöyle açıklıyor:

“Burada Müslümanlar, İsrailoğullarının daha önce düştükleri hatalara düşmemeleri için uyarılıyorlar. Onların düştükleri en büyük hata, dejenere oluşları sürecinde yetkiyi hep beceriksiz ve ehil olmayan kişilere vermeleriydi. Sorumluluk isteyen, dinî ve siyasî liderlikleri hep beceriksiz, ehil olmayan, dar kafalı, ahlâksız, şerefsiz ve adâletsiz kişilere vermeye başladılar. Bunun sonucu, tüm toplum yapısı çöktü. Müslümanlara bu konuda dikkatli olmaları ve sorumluluk isteyen yetkileri ehil, sorumluluğunun idrâkinde ve iyi ahlâklı kişilere vermeleri söyleniyor.” [17]

Peygamberimiz de Hadislerinde bu konunun önemine dikkat çekmiştir.

Ebû Hüreyre’den rivâyet edildiğine göre; “Meclisin birinde Peygamber aleyhisselâm, huzurundakilere söz söylerken, ansızın bir bedevî gelip: ‘kıyamet ne zamandır?’ diye sordu. Rasûlullah, konuşmasına devam etti. Oradakilerin kimi: ‘Bedevî’nin ne dediğini duydu ama sorusundan hoşlanmadı’ dedi. Kimisi de ‘belki duymadı’ diye hükmetti. Nihâyet Rasûlullah sözünü bitirince: ‘O kıyameti soran nerede?’ buyurdu. Bedevî: “İşte ben (buradayım) yâ Rasûlallah!’ dedi. Bunun üzerine Rasûlullah: ‘Emanet zâyi’ edildiği zaman kıyameti bekle’ buyurdu. Yine bedevî: ‘Emaneti zâyi’ etmek nasıl olur?’ dedi. Allah’ın Rasûlü: ‘İş, ehil olmayanlara verildiği zaman kıyameti bekle’ buyurdu.” [18] Görüldüğü gibi, işlerin ehil olmayan kimselere verilmesi, sorumlulukların beceriksiz ve makam düşkünü kişilere tevdi edilmesi kıyametin alâmetlerindendir. 

 O halde ey Müslümanlar! Her şeyin başında, Allah’ın size yüklediği sorumluluklarınıza sadâkat gösteriniz. En genel bir ifadeyle, emanet ehli olunuz. Siz, güvenilir kimseler olunuz ki, insanlar da sizin elinizden ve dilinizden selâmet bulsunlar. Üzerinizde birine ait bir emanet varsa, onu geciktirmeden sahibine veriniz. Kendinize tembel, ihmalkâr, gevşek ve duyarsız sıfatlarını değil, “emin” sıfatını yakıştırınız.

VASİYET:

1) Vasiyetlerinizi yazılı belge ile güvence altına alınız:

Dünyada iken hayır yollarında ve hayır işlerinde yarıştığınız gibi, ölmeden önce meşru şekilde vasiyetlerde bulununuz! Fakat bu konularda, ölmeyecekmiş gibi, tedbirsiz davranmayınız. Peygamberimizin, vasiyet edecek az ya da çok malı bulunan herkesin beraberinde yazılı bir vasiyetname taşımasını tavsiye ettiğini unutmayınız:

"Vasiyet edebileceği bir malı bulunan Müslüman bir kimsenin, vasiyeti yanında yazılı olmaksızın iki gece geçirmeye hakkı yoktur" [19]

Vasiyet edenin vasiyet ettiği mal, vasiyet edilene resmi belge düzenlendikten sonra hak olmasına rağmen; Peygamberimiz bu hakkın, ihmalkârlık nedeniyle hak sahibine ulaştırılmamasını doğru bulmamıştır. Yani bir kimseye vasiyet ederek mal bırakmaya karar veren kimse, bu kararını bir belge ile güvence altına alması gerekir ki, o kimse daha sonra o hakkından mahrum bırakılmasın.

2) Vârisler için vasiyet yoktur!

Miras hükümlerinden önce, anne, baba ve yakın akrabalar için vasiyet emredilmişti. Rabbimiz, bu şekilde, kânûnî varisleri adâletsizlikten korumayı irâde buyurmuştur.

Bu konuda Rabbimiz, şöyle buyurmaktadır:

“Sizden birine ölüm gelip çattığı zaman, eğer hayır (mal) bırakacaksa, anneye, babaya ve yakın akrabaya maruf bir şekilde vasiyette bulunmak takvâ sahipleri üzerine bir hak olarak yazıldı.” [20]

Bu Ayet daha sonra Nisâ Sûresinin 11 ve 12. Ayetlerinin gelişiyle neshedilmiştir.

Peygamberimiz,  لاَ وَصِيَّةَ لِوَارِتٍ "mirasçı için vasiyet yoktur” [21] buyurarak, mirasçıların meşru şekilde mirastan hisselerinin olduğunu ve onlar için vasiyete gerek kalmadığını bildirmiştir. Mirasçılara vasiyeti yasaklayan Hadis-i Şerifler sebebiyle, bu Ayetlerin [22] miras alamayan kâfir anne baba ile mirasçı olmayan uzak akrabalar hakkında hüküm getirdiği bildirilmiştir. Vasiyet; tüm servetin üçte biri ile sınırlıdır. Üçte ikisi kânûnen taksim edilmek üzere mirasçılar için bırakılmalıdır. Geriye kalan üçte biri ise, miras hakkı olmayan akrabalar ve sosyal hizmetler için ayrılabilir.

3) Vasiyetin miktarı ne kadar olmalıdır?

Vasiyetin kaynağı Kur’an’dır. [23]

Peygamberimiz, “vasiyet ne kadar olmalıdır?” sorusuna: “Üçte bir… Üçte bir de çoktur. Mirasçılarını zengin olarak bırakman, onları insanlara avuç açarak dilenir, fakirler olarak bırakmandan daha hayırlıdır” [24] buyurmuştur.

Bu Hadis’e göre, vasiyetin en fazla üçte bir oranında olması gerekir. Peygamberimiz, “üçte bir de çoktur” buyurmakla, bu miktarın, üçte bir’den aşağısına nispetle çok olduğunu belirtmiştir. Yani bu miktar, vasiyet için az değildir, demektir. Bu nedenle maksimum bu oranda vasiyet etmelidir. Peygamberimizin “üçte bir de çoktur” sözünden, malı az olanların üçte biri de vasiyet etmeleri doğru değildir, yani daha az olmalıdır, şeklinde bir anlam da çıkabilir. Hadis’ten çıkan genel hükme göre, terike’nin [25] üçte birinden fazlasını vasiyet etmek câiz değildir.
    
 Bu konuyu, Usûl ilmi açısından şöyle ifâde edebiliriz.

Rabbimiz, Nisâ: 12’de:

 مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ  “(Bütün bu paylar, ölenin) yapacağı vasiyet ve borc(un ifâsın)dan sonradır” buyurmaktadır. Bu Ayette geçen وَصِيَّةٍ  “vasiyet” kelimesi, ‘mutlak’ olarak gelmiş olmasına ve Ayet, lafzı itibariyle herhangi bir miktar ile kayıtlı görünmemesine rağmen, bu kelimenin, Peygamberimizin Hadis-i Şerif’i ile takyîd’ine dair delil bulunmaktadır. Sahih-i Buhârî’de geçen, biraz önce zikrettiğimiz “üçte bir” kaydı, bu Ayetteki “vasiyet” kelimesini ‘mukayyed’ hale getirmektedir. Dolayısıyla Ayet-i Kerime’deki vasiyetten maksat, ‘üçte bir’ ile sınırlı olan vasiyettir.

4) Vasiyet bırakıp ölen kimsenin, mirasının taksiminden önce borçları ödenir, sonra vasiyeti yerine getirilir:

Rabbimiz miras taksimatını açıkladıktan sonra:

  مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

“(Bu taksim), yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, Halîm’dir” [26] buyurmuştur.

Bu Ayete göre, miras taksimatından önce, ölen kişinin borçları ödenir, sonra da vasiyeti yerine getirilir. Borcun vasiyetten önce ödenmesi konusunda icmâ vardır. Fakat buna rağmen Ayetin metninde, vasiyet, borçtan önce zikredilmiştir. Peygamberimiz de, “borç, vasiyetten öncedir” [27] buyurmuştur. Vasiyetin, borçtan önce zikredilmesinin nedenleri şunlardır: Çünkü vasiyet, bağlayıcılık yönüyle borçtan aşağıdadır. Vasiyete önem verilmek için borca takdim edilmiştir. Bir diğer nedeni; vasiyet, çokça vuku bulduğundan dolayı öne alınmıştır. Borç istisnâî bir durum olduğu için sonraya bırakılmıştır. Vasiyetin önce zikredilmesinin bir diğer nedeni, yoksul ve fakirlerin payı olmasından dolayıdır. Borç ise güç ve kuvveti elinde bulunduran ve alacaklı olduğu için söz sahibi olan kişinin hakkıdır. Bu nedenle zayıfın hakkı öncelikle zikredilmiştir ki, ona haksızlık edilmesin. Başka bir nedeni ise, vasiyeti kişinin kendisinin inşa etmesinden dolayıdır. Oysa borç, nasıl olsa ödenmesi gereken bir paydır. Görüldüğü gibi; Rabbimiz, vasiyet edilen miktar konusunda hak sahibi olan fakirlerin mağdur olmamaları için, onların hakkını, ödenmesi gereken borçtan dahi önce zikretmektedir. İşte Allah’ın noksansız adâleti!

Vasiyet konusunda bu kadar titiz davranılması gerektiği ifâde edilirken; emanetler konusunda da titiz davranıp, ihmalkârlıktan doğacak sonuçlarla hak sahiplerinin mağdur edilmemeleri gerekir…

5) Peygamberimiz miras olarak bize ilmi bırakmıştır:

“Emanet ve vasiyet” bahsinde şunu hatırlatmadan geçemeyeceğiz. Müslümanlar peygamberlerin mirası olan ilim emanetine sahip çıkmalıdırlar.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridir. Şüphesiz pey­gamberler, ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar. Peygam­berler miras olarak, ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim pey­gamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur." [28]

Peygamberimiz başka bir Hadis’inde de şöyle buyurmaktadır:

تَرَكْتُ فِيكُمْ أمْرَينِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ اللهِ، وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar; Allah’ın Kitâbı ve Peygamberinin Sünnetidir.” [29]

Kur’an ve Sünnet; Peygamberimizin bize iki emanetidir. Bu emanetlere sımsıkı tutunmak da Allah’ın Rasûlünün hepimize vasiyetidir.

6) Kur’an’da Allah’ın her tavsiyesi “emir” hükmündedir:

Ayrıca, Kur’an’da Allah’ın yaptığı her tavsiye “emir” anlamındadır. [30]

7) Çocuklarınıza ve neslinize Tevhid akidesi ve İslâm dini üzere sebat etmelerini vasiyet ediniz!

Son olarak, bu bahsi, Hz. İbrahim’in, İslâm dinini çocuklarına vasiyet ettiği Ayeti hatırlatarak bitirelim:

“Hani Rabbi ona ‘teslim ol!’ (İslâm ol!) dediği zaman: ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti.  İbrahim de bunu oğullarına vasiyet etti. (Torunu) Yakup da (dedi ki): ‘Oğullarım, Allah sizin için bu Dini beğenip seçti. O halde siz ancak Müslümanlar olarak can verin.’” [31]

Bütün Peygamberler, vefâtlarından önce çocuklarına İslâm üzere sebât etmelerini vasiyet etmişlerdir. Bütün âlimler ve muvahhidler de bunu yapmışlardır. O halde bizler de ailemize, çocuklarımıza, akrabalarımıza ve arkadaşlarımıza İslâm’a göre yaşamalarını ve Müslüman olarak ölmelerini vasiyet etmeliyiz. Emanetlerin en güzeli vahye sadâkat gösterip, vahyin bize yüklediği sorumlulukların hakkını vermektir. Vasiyetlerin en güzeli de insanlara İslâm’ı tavsiye ve vasiyet etmek ve onların “Müslümanlar” olarak ölmelerini söylemektir. Rabbimiz bizleri, emaneti zâyi’ etmeyen ve İlâhî tavsiyeleri dikkate alıp, iman ve İslâm üzere ruhunu teslim eden kullarından eylesin. Âmin.

Yusuf Semmak


[1] Mü’minûn: 8

[2] Buhâri, Kitâbu’l İman, 24 “Münâfığın Alâmeti Bâbı”

[3] Müsned-i Ahmed

[4] Buhârî, Libâs, 31

Medine döneminde inen şu Ayet bu konuyu açıkça hükme bağladı: Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.” (Bakara: 228)

[5] Müslim, Hacc, 147, 194; Tirmizî, Fiten, 2, Tefsir, 2; Ebû Dâvud, Menâsik, 56; İbn Mâce, Menâsik, 84

[6] Buhârî, Enbiyâ, 2

Ebû Hüreyre’nin haber verdiğine göre, Rasûlullah Efendimiz: “Kadın kaburga kemiği gibidir. Eğer sen onu doğrultup düzeltmeye kalkarsan kırarsın. Eğer ondaki eğrilikle beraber ondan faydalanmak istersen, ondan faydalanabilirsin” buyurmuştur. (Buhârî, Nikâh, 80)

[7] Müslim, Birr, 149

[8] Müslim, Radâ’ 61

[9] Nisâ: 19

[10] Bakara: 187

[11] Göklere, yere ve dağlara vâki’ olan teklif, iltizâmî değil, tahyîrî’dir. Öyle olmasaydı, elbette derhal itaat ederlerdi. (Kur’an-ı Hakîm ve Meal-i Kerim, H. Basri Çantay, C: 2, Sh: 757)

[12] Ahzâb: 72

[13] Tefhîmu’l Kur’an, İnsan Yay, C: 4, Sh: 465

[14] Tefsîru’l Celâleyn, Ahzâb: 72’nin Tefsiri

[15] El-Câmiu li-Ahkâmi’l Kur’ân, İmam Kurtubi, Ahzâb: 72’nin Tefsiri 

[16] Nisâ: 58

[17] Tefhîmu’l Kur’an, İnsan Yay, C: 1, Sh: 370

[18] Buhârî, Kitâbu’l İlm, 2

[19] Buhâri, Kitâbu’l Vesâyâ (Vasiyyetler Kitâbı), 1; Müslim, Vesiyyet, 1

Müslim'in diğer rivâyetinde "üç gece" şeklindedir.

Abdullah b. Ömer: "Rasûlullah'ın bunu söylediğini işittiğimden beri, vasiyyetim (vasiyetnâme) yanımda yazılı olmaksızın, üzerimden bir gece geçmiş değildir" demiştir. (Müslim, Vasiyyet, 4) 

[20] Bakara: 180

[21] Buhârî, Kitâbu’l Vesâyâ, 6 “Vâris için vasiyet yoktur bâbı”. 

Peygamberimiz bir Hadis-i Şerif’inde de:

 إنَّ اللهَ قَدْ أعْطَى كُلَّ ذِى حَقٍّ حَقَّهُ فَلاَ وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ 

“Şüphesiz Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir. Bu sebeple vâris için vasiyet yoktur" buyurmaktadır. (Tirmizî, Vesâyâ, 5) 

[22] Nisâ: 11, 12

[23] Buhârî, Kitâbu’l Vesâyâ, 1

[24] Buhârî, Kitâbu’l Vesâyâ, 2

[25] Ölen kişi (mûris)in geride bıraktığı ve vârislere intikâl eden her şeydir.

[26] Nisâ: 12

[27] Dârekutnî, IV, 97

[28] Ebû Dâvud, İlm, 1; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17; Tirmizî, İlim, 19

[29] Muvatta, Kader, 3

[30] Okuyunuz: Nisâ: 11, 12, 131; En’âm: 144, 151, 152, 153; Meryem: 31; Ankebût: 8; Şûrâ: 13; Ahkâf: 15

[31] Bakara: 131, 132

Bağlantı | kategori: FIKIH | tarih: 16/01/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
21.04.2026Salı
Son Konular .: 147- İnşikak Suresi (Seri' Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 146- İnfitar Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 145- Alimlerden Birine Soruldu! | Yusuf Semmak
.: 144- Sabah-Akşam Zikirleri | Yusuf Semmak
.: 143- Fecr Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 142- Abese Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 141- Ğaşiye Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 140- Leyl Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 139- Şems Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 138- Fatiha ve 10 Kısa Sure (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 137- Tarık Sûresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 136- Beled Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 135- Nebe Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 134- Hümeze Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 133- Beyyine Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 132- Alak Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 131- Duha Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 130- A'la Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 129- Buruc Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 128- Tekvir Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 127- Hasta İçin Okunacak Dualar! | Yusuf Semmak
.: 126- Her Köşeye ve Her Kişiye Tevhid'i Duyurun! | Yusuf Semmak
.: 125- Ru'yetullah'ı Reddedenlere Reddiye! | Kesitler-3 | Yusuf Semmak
.: 124- Kelime-i Şehadet Nedir? | Kesitler-2 | Yusuf Semmak
.: 123- Tağutu İnkar Etmek İmanın Şartıdır! | Yusuf Semmak
.: 122- Zerre Kadar İman Nedir? | Kesitler-1 | Yusuf Semmak
.: 121- Alın Yazgısı, Kader | Yusuf Semmak
.: 120- İlim Ne İçindir? Kimlere İlim Ehli Denir? | Yusuf Semmak
.: 119- Tekfircilik! | Yusuf Semmak
.: 118- Kur'an ve Sünnet'in Arasını Ayırma! | Yusuf Semmak
.: 117- Tevhid'i Nasıl Anlamalıyız? | Yusuf Semmak
.: 116- Sosyal Medyada Ne Paylaşalım? | Yusuf Semmak
.: NASİHATLER 17
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi
Yusuf Semmak
✍️ Derdin ilimse, im
misafir
Nice
Yusuf Semmak
🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed
Yusuf Semmak
Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru
Yusuf Semmak
Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr
Yusuf Semmak
☝️ "Tâğûta ibâdet et
Yusuf Semmak
✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız
Yusuf Semmak
BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- "
Yusuf Semmak
Arkadaşlar, videoyu paylaşalım!
Yusuf Semmak
Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred
misafir
Thankks forr sharing your thought
Oğuzhan
Admin çok teşekkürler.
İsmail
Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h
Yusuf Semmak
Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi
Bekir Yetginbal
Canım kardeşim selamualeykum GÜN
Bekir Yetginbal
Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini
Mahmut
Selamünaleykum Yusuf peygamberin
Ufuk
Çok güzel
Şeyma
Bu nadide soru ve cevapları için
Ahmet
Doyurucu bir yorum Teşekkürler
Yusuf Semmak
Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha
Baraa
Bence çoooook güzel bir site
ali
İlmî Arapça Sayfası http://www
ali
Faydalı Bir Maksud Programı http
ali
Faydalı Bir Emsile Programı http
Yusuf Semmak
BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA
Derya Atan
Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam
Firdevs Sevgi
inş güzeldit.
misafir
⭐⭐⭐⭐&
mustafa
Abi çook teşekküür ederim
Medine
Cenetin kapısın geçmek istiyom
Yusuf Semmak
Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM