Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Arapça’da رأسماليّة diye ifade edilen kapitalizm sistemi, demokrasiden tamamen ayrı bir sistem değildir. Bu iki sistem birbirini tamamlayan bir bütünün iki boyutudur. Kapitalizme hareket özgürlüğünü meclis ve senatolarda çıkardığı kanunlarla demokrasi verir. Liberal demokrasi, kapitalizmin siyasi yönünü teşkil ederken; kapitalizm de liberal demokrasinin ekonomik yönünü teşkil eder. Kapitalizm kavramı üzerinde bir nebze durmamız meselenin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır: “Kapitalizm; Batı dünyasında feodalizmin çöküşünden bu yana egemen olan ekonomik sistem, anamalcılık, sermayecilik, serbest piyasa ekonomisi, serbest girişim ekonomisi adlarıyla da anılır. Liberal sistem, serbest ticaret, karma ekonomi deyimleri de kapitalizmi belirtir. Kapitalist ekonominin temel özelliği üretim araçlarının büyük çoğunluğunun özel ellerde bulunması ve üretimle gelir bölüşümüne önemli ölçüde piyasaların işleyişinin yön vermesidir.

 

FÂİZCİLİK VE SÖMÜRÜ SİSTEMİ KAPİTALİZM

 

Arapça’da رأسماليّة diye ifade edilen kapitalizm sistemi, demokrasiden tamamen ayrı bir sistem değildir. Bu iki sistem birbirini tamamlayan bir bütünün iki yarısıdır. Kapitalizme hareket özgürlüğünü meclis ve senatolarda çıkardığı kanunlarla demokrasi verir. Liberal demokrasi, kapitalizmin siyasi yönünü teşkil ederken; kapitalizm de liberal demokrasinin ekonomik yönünü teşkil eder.

Kapitalizm kavramı üzerinde bir nebze durmamız meselenin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır: “Kapitalizm; Batı dünyasında feodalizmin çöküşünden bu yana egemen olan ekonomik sistem, anamalcılık, sermayecilik, serbest piyasa ekonomisi, serbest girişim ekonomisi adlarıyla da anılır. Liberal sistem, serbest ticaret, karma ekonomi deyimleri de kapitalizmi belirtir. Kapitalist ekonominin temel özelliği üretim araçlarının büyük çoğunluğunun özel ellerde bulunması ve üretimle gelir bölüşümüne önemli ölçüde piyasaların işleyişinin yön vermesidir.

Günümüzde en yaygın ve güçlü ekonomik sistem durumundaki kapitalizm, felsefi temelleri, kuralları, amaçları ve sonuçları bakımından İslâm'ın tam karşısında yer alır. Kapitalizmin temelini maddecilik oluşturur. İnsana öngördüğü biricik amaç maddi zenginliğe ulaşmak ve bunu dilediğince tüketmektir. Bu amaca ulaşmak isteyen bireye sınırsız bir özgürlük tanır. Bu nedenle aşırı ölçüde bireycidir. İnsan ve toplum hayatında belirleyici olarak kabul ettiği tek ilke piyasa şartları ve rekabettir. Fırsatçılık ve acımasızlık ise onun ahlâk kurallarıdır. Hep daha çok kâr yapmaya yönelttiği insanlar tutkuları yönünde hiçbir engelle karşılaşmamalıdır. Bütün bunlar kapitalizmi insanlık dışı bir sistem durumuna götürmüştür. Bireye tanıdığı sınırsız özgürlük ve kabul ettiği "bırakınız yapsınlar" kuralı doğal olarak en çok sermaye sahiplerinin işine yaradığı için büyük kitlelerin yoksullaşmasına, sömürülmesine yol açmıştır. Kapitalistin doymak bilmeyen mülkiyet tutkusu kapitalizmi, sınırlarını aşarak dünya ölçüsünde yayılmaya ve özellikle yoksul ülkelerin doğal kaynaklarını yağmalamaya götürmüştür. Bu nedenle kapitalizm İslâm gözünde zulmün ve sömürünün ortadan kaldırılması gereken başlıca nedenlerinden birisidir.” [1]

Kapitalizmin en büyük amacı ekonomik açıdan zenginliktir. Bu sistem, sermaye sahiplerinin kalkınmasına hizmet eder. Halk ile sermayedarlar arasında korkunç ekonomik uçurumlar vardır. Paraya hükmeden burjuva sınıfı israf ve sefahat içinde bir yaşam sürerken; büyük kitleler, temel yaşam standartlarını elde etme uğruna maalesef yaşam mücadelesi vermektedir. İslâm’ı tanımadan Batı kültürüyle yetişmiş yığınlar, dünya hayatını ‘geçim dünyası’ olarak tanımlamakta ve tanımaktadırlar. Dünyanın bir çok coğrafyalarında karnını doyurmak için savaş veren kalabalıkların çokluğu kapitalist ideolojinin dünya çapında ne denli başarılı olduğunu göstermektedir. Kişi başına milli geliri yüksek olan ülkelerin insanları da kapitalizmin piyasaya sürdüğü ihtiyacı olmayan ürünleri satın alarak israf yarışına girmişlerdir. Bugün buzdolabı, yarın çamaşır makinesi, öbür gün bulaşık makinesi, yeni bilgisayar, yazlık-kışlık ev, arabanın yenilenmesi. Bu anlayış nereye kadar gidecek? Bu gidişatın sonu var mı? Niye yeni ve pahalı bir araba ya da pahalı eşyalar? Cevap çok basit: “Bu, öncekinden daha güzel ve öncekinde bulunmayan şu şu özellikleri var. Ve son model, son versiyon, son kalite.” İnsan, bu savunma mekanizmasıyla hiç üretmeyen, hep tüketen bir özellik kazanır. Zaten kapitalizm de insanları ‘tüketici’ olarak kabul etmektedir. İnsanlar ya geçim ya da zevk ve eğlence adına kapitalizmin müşterisidir. Asıl müşterileri, zevk ve eğlence adına alış veriş yapanlardan oluşmaktadır. “Tüketicinin ihtiyaçları sonsuzdur” sloganıyla, temel ihtiyaç olmayan şeyleri de kişisel ihtiyaçlardan saymaktadır.

Kapitalizmin en önemli araçlarından birisi ‘basın’dır. Basın’ın büyük bir kısmı, asla kapitalizm ile çatışan yayınlar yapmaz. Bu düşüncedeki basının en önemli işlevi, halkın fikir ve davranışlarına şekil vererek kapitalizme hizmet ettirmektir. Basın, demokrasinin kendisine tanıdığı ‘basın özgürlüğü’ hakkını kullanarak halkı, geniş özgürlükler konusunda teşvik eder ve yönlendirir. Televizyonlarda ve yazılı medyada yayınlanan reklamların nerdeyse % 99’u ürün reklamlarından oluşur. Yani bizim teşvik edilip, yönlendirileceğimiz hiçbir fazilet ve iyilikler kalmamış gibi; hep para kazanmaya endeksli reklamlar izlemek zorunda kalıyoruz. Bu reklamlar da insanları, daha çok kazanmaya, daha çok harcamaya, daha çok hırslanmaya sevk etmektedir. Ahlâki değerler ve faziletler geri planda kalırken; para kazanma yolunda da önemini yitirmektedir. Oysa reklamlarda ilim, fen, ahlâk, faziletler, erdemler ön plana çıkartılıp, teşvik edilmiş olsaydı; yeni yetişen nesil için en önemli değer adâlet, dürüstlük, doğruluk, merhamet ve şefkat gibi ahlâki değerler olacaktı. Bu güzelliklerle yetişen bir neslin içinden katiller, câniler, zâniler, hırsızlar, hortumcular, haramzâdeler, zalimler, psikolojisi bozulmuş ve çağın vebası ‘stres’ hastalığına yakalanmış insanlar çıkmayacaktı. Daha doğrusu, kötülükler böylesi bir toplumda yer bulamayacaktı. Ayrıca çağın vebasının şu ya da bu hastalık sanmayalım! Ne aids, ne kanser, ne de domuz gribi! Çağın hatta çağların vebası sadece ‘stres’tir. Geçmişte cüzzam, sıtma, sarılık, sar’a vb. hastalıklar büyük hastalık sayılırdı. Ama zaman bu düşünceyi haksız çıkardı ve gerçeği ortaya koydu. En sağlıklı kişi, maneviyatı olan, stresten, iç sıkıntısından, tevekkülsüzlükten uzak olan kimsedir. En ağır hastalığa yakalanan bir kimse bile, moral ve maneviyatla o hastalığı yenebilmektedir. Morali bozuk, stresli, karamsar ve depresif insanlarda intihar eğilimleri görmek çok üzücüdür. O halde doktorlar, hastaları için yazdıkları reçetelerinin ilk sırasına “Allah’a tevekkülü” koysunlar. Böylece iç sıkıntıları, huzursuzluklar, manevi boşluklar ve çöküntüler kaybolsun. Bir toplumun ‘temiz ve sağlıklı bir toplum’ olması çok önemlidir. Böylesi bir toplumda sevgi, saygı, huzur, mutluluk, asayiş ve senlikler olur. Bu konuda kendi nefsimizden başlayarak herkese sorumluluklar düşmektedir.

Ama Amerika’dan gelen kapitalizm böylesi bir huzurun önünde bir engeldir. Çünkü insanlar, daha çok para kazanma, daha çok harcama hatta kazanmadan harcama, bankalardan fâiz karşılığı aldığı krediler karşılığında borçlanma gibi; aslında mantıken kendisinin bile hiç de istemediği bir hayatın içerisinde bulmaktadır kendisini. Bir kısım medya ve zihniyetlerin ‘zaman bunu gerektiriyor’ diyerek bu gidişata çanak tutmaları hiç de doğru değildir. Bu konuda duyarlı olmak, vicdani ve insani bir görevdir.

Kapitalizmin kullandığı etkili vasıtalardan birisi de sanat ve sanatçı öğesidir. Özellikle Batı yaşam tarzının sinema, tiyatro ve dizilerle ‘sanatçı’ adı verilen kimselerce model olarak sunulmasıyla; toplumu ayakta tutan en sağlam temellerden biri olan aile mefhumu yok edilir. Aile bağlarını kopararak, kadını erkeğin aile reisliğine karşı kışkırtarak büyük ahlâki çözülmelere neden olur. Kadının, ekonomik özgürlüğünü eline alarak erkekle eşitlenmesini tavsiye eder! Yani cinsler arasındaki eşitsizliğin nedenini ekonomik özgürlüğe bağlar. Bu yaklaşım, kadının duygularını sömürerek onu istismar etmekten başka bir şey değildir. İslâm’a göre kadın ve erkek arasında Allah katında bir eşitsizlik yoktur. İkisi de “Allah’ın kulları” diye isimlendirilir. Sadece bu iki cinsin yaratılışında eşitsizlik vardır. Bu yaratılış farklılığından kaynaklanan farklı sorumlulukları ve görevleri bulunmaktadır. Bu farklı görevleri belirleyen Allah’tır. Nasıl ki, kadını erkekten ya da erkeği kadından farklı yaratmayı irâde etmişse; ikisine de dilediğini emreder. Kadın ve erkeğin fiziki eşitsizliğini bile inkâr ederek, kadını erkekleştirmeye çalışanlar, kadının üzerinde yaratıldığı fıtratını ve cinsiyetten kaynaklanan güzelliklerini yitirmesine neden olmaktadırlar. Bu, kadına iyilik midir? Tabi, bu sorunun cevabını kadınlar vermelidir. Kadın ve erkek –fiziken bile- eşittir, diyenler; acaba hiç mi kadın görmediler yoksa kadını analık değerlerinden uzaklaştırıp ve onu topluma kazandırma amacı mı gütmektedirler?

Sonuçta da ‘toplumdaki ahlâki çözülmelerin suçlusu kadın değildir, erkeğin hiç mi suçu yok’ gibi demagojiler duyarız. Oysa biz fert olarak suçlu aramıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, ahlâki çözülmeyi savunan zihniyetten daha suçlusu yoktur.

 Mesela; erken evlenme aleyhtarı yayınlar yapılarak flört ve kaçamaklar tavsiye edilir. Kız-erkek arkadaşlığı, kadın-erkek eşitliği gibi kavramlarla ihtilât (kız-erkek karışımı)’nın kaçınılmaz olduğu ısrarla savunulur. Kadınlar da iş sahalarında, cadde ve sokaklarda yer alarak kapitalizme hizmet ettirilir. Asıl görevi analık ve en çok yakıştığı yer, evi olan kadın; hayatın her alanında yerini alarak insan maneviyatının yok edilmesine bilerek ya da bilmeyerek neden olmaktadır. İnsanın Allah’a kulluğu terk ederek O’na isyan bayrağı açmasında kadın şeytanın en etkili silâhı haline gelmiştir bugün. İslâm toplumlarında saygı ve hürmet hissi uyandıran kadın, câhilî toplumlarda seks objesi olarak kullanılmaktadır. Medya, televizyon, gazete, film ve reklamlarda sürekli kadının cinselliği ön plana çıkartılmaktadır. Çiklet reklamından araba reklamına kadar kadın istismarı söz konusudur. Beşer aklının meyvesi olan ‘özgürlük’ kavramı, başta kadın olmak üzere tüm insanlığı çağdaş köleler haline getirmektedir. Televizyon ve diğer yayın organlarının sürekli telkinâtlarıyla kız-erkek arkadaşlığı, hayatın her alanında yaygınlaşmaktadır. Sonra da sonu pişmanlıklarla dolu çıkmaz bir yola yığınlar sürüklenmektedir. Gizli buluşmalar, pastane, sinema, aynı evi paylaşma ve birbirine verilen sözler derken diğer çılgınlıklar ve nihayet yıkılan hayaller. Tabi ki kapitalist yayın araçları, insanları bu denli bir özgürlüğe çağırırken, sonunda olacak bu zararları hiç gündemine almaz. Hep fertler suçlanır. Böylesi sınırsız özgürlüklerle yaşamayı öğrenmek öğütlenir. Ama bu türden yayınların meşrûiyeti sorgulanmaz. Evlilik dışı hamile kalmalarda, çocuk aldırmalarda, sigara, içki, uyuşturucu, cinayet, hırsızlık ve sorumsuzca bir hayat sürme gibi sorunlara sebep-sonuç ilişkisi açısından çözümler üretilmemektedir. Medya, pembe senaryolu filmlerde insanlara hep baş aktör olmanın hayallerini kurdurmaktadır. Televizyon yayınlarında, magazin dünyasından israf, zevk ve sefahat içerisindeki yaşam şekline özendirici tele-programlar yapmaktadır. Böyle renkli ve câzibeli bir hayatla tanışan gençlik, sorumluluk almaktan uzaklaşıp kısa yoldan köşe dönme sevdasındadır. Bu bağlamda ‘şans oyunları’ kumar çeşitleri yaygınlaşmaktadır. Kendi tarih ve kültürüne sahip çıkıp örnek alacağı şahsiyetleri İslâm tarihinden seçmek yerine; yerli ve yabancı sanatçıların(!) yerinde olmak hayallerini süslemektedir. Böyle bir arzunun makul bir nedenini kimse açıklayamasa da, bu çılgın özentinin varlığı bir vakıadır.

Kapitalizmin sosyal hayattaki tahribatları elbette bu kadarla sınırlı değildir. Öncelikli olarak, hayatın çekirdeği olan ailenin çürütülmesine yönelik ciddi yıkımlara işaret ettik. Kapitalizm, felsefesi itibariyle madde savaşı verdiği için, insan fıtratına karşı savaş açmıştır. Kapitalizm çarkına dişli ya da ona çağdaş köleler olanlar, fıtratlarını bozup yaratıcılarıyla bağlarını kopardıkları için, yaratıcıdan uzaklaşacaktır. Allah infakı, kapitalizm ise israfı emreder. Teknolojinin sürekli üretip piyasaya sürdüğü en son model ürünler câzip reklamlarla insanlara satılır. Özellikle halkı Müslüman olan ülkelerde bile kapitalizmin, ürettiği ürünleri pazarlama konusunda sıkıntı çekmemesi dikkat çekicidir. Ticaret, Allah’a ibadet ve teslimiyetin gerçekleşmesini sağlamanın vasıtası olan bir uğraştır. Yoksa ekonomik gücü elde ederek Müslümanları ve mazlum insanlığı mahkum etmeye çalışan ideolojiye hizmet değildir. Bu noktada, Allah Rasûlünün övdüğü ticaret günümüzdeki uygulamalar mı, diye iyice düşünülmelidir. Ticaret yapıyorum derken, farkında olmadan kapitalizmin hizmetkârı olmamalıdır.

Kapitalizm, Allah’ın haram kıldığı fâizi ekonominin değişmez şartı kabul eder. Fâiz sistemi, sermaye sahipleriyle iktidarı elinde bulunduranların ekonomik yönden sürekli büyümesine yol açar. Fâiz hakkında Rabbimiz şöyle buyurur:

“Fâiz yiyenler, (kabirlerinden) ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların: “alım satım da tıpkı fâiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Halbuki Allah alışverişi helâl, fâizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (fâizden) vazgeçerse geçmiş kendisinindir ve işi de Allah’a kalmıştır. Kim de (fâize) dönerse, onlar da cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır. Allah, fâizi yok eder, sadakaları ise artırır. Allah, çok kâfir ve çok günahkâr hiçbir kimseyi sevmez.” [2]  Fâiz yiyenler, şeytan çarpmasıyla sersemleyip, donakalmış ve aklî muhakemesini kaybetmiş bir durumda olacaklardır. Müfessirlerin çoğuna göre; fâizcilerin dengesini kaybetmiş, humma ya da sara’ya tutulmuş gibi kalkışı diriliş gününde gerçekleşecektir. Ancak bu kalkışın şu an yeryüzünde gerçekleşmekte olduğunu da bizatihi görmekteyiz.

Fâizcilerin ahlâki, ferdi, ailevi ve sosyal açılardan bir çöküntü içerisinde olduklarına şahit olmaktayız. Ticari alım ve satımlar ile tefeciliği bir tutarak, muhtaçların mutsuzlukları üzerine kurdukları saltanat ve kazandıkları kendilerine hiçbir hayır sağlamamaktadır. Fâiz, insanda daha çok kazanma hırsına ve doyumsuzluğa neden olmaktadır. Bunun sonucunda da açgözlülük, bencillik, katı kalplilik, haset ve cimrilik gibi ahlâki kişilik bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Allah, fâizin her çeşidini kesin olarak haram kıldıktan sonra bile, hâlâ fâiz almaya ve vermeye devam edenlerin cehennem azabı çok çetin olacaktır. Bütün uyarılara rağmen fâiz yemeyi bırakmayanlar, Allah ve Rasûlüyle savaşa tutuşmuş kimselerdir:

“Ey iman edenler, eğer (gerçek) mü’minler iseniz, Allah’tan korkun ve fâizden arta kalanı bırakın. Şayet (böyle) yapmazsanız, Allah ve Rasûlünün size savaş açtıklarını bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeleriniz sizindir. (Böylece) ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığı uğratılırsınız.” [3]

Allah’ın kendisiyle savaştığı kimsenin durumunun nasıl olacağı mâlum! Ayrıca bir sınıf daha vardır ki: “Günümüzde fâizsiz ticaret olmaz; zaten fâiz, enflasyon olan ülkelerde haram değildir” derler. Bu türden sözler sarf edip fâize meşruluk kazandırmaya çalışanlar, içerisinde ebedi kalmak üzere cehenneme gideceklerdir.

Konumuzun bu noktasında fâizin tanımını ve türlerini de açıklayıp, açıklamalarımızı bitirelim inşâallah.

Fâiz’in Mahiyeti:

Fâizle iştigal eden kişilerin kanlarını donduracak, beyinlerini felce uğratacak denli korkunç İlâhi tehdidi ifade ettikten sonra, şimdi kısaca fâizin mahiyeti üzerinde duralım. “Ribâ (fâiz), lügat da, ‘fazlalık’ anlamına gelir. Şeriatta ise, iki akidden biri için şart koşulmuş, karşılığı olmayan fazlalıktır.” [4] Ribâ kelimesi, ‘bir şeyi artırmak’ ya da ‘bir şeye eklemek’ anlamına geldiğine göre; terim olarak şöyle tanımlayabiliriz. Borç verenin, borçludan verdiği para üzerinden belli bir yüzde almasıdır. Kur’an’ın indirildiği dönemde fâizin pek çok şekilleri vardı. Şöyle ki: Bir kimse bir mal aldığında ödeme için belli bir vade belirleniyor ve borçlu borcunu belirlenen tarihte ödeyemezse, ona belli bir zaman daha tanınıyor, fakat ödenecek miktara –bu vadeye karşılık- biraz daha ekleniyordu. Böylece çoğu kez borçlanan kişi, borç aldığı miktardan fazlasını ödemek zorunda kalıyordu. Ya da belli bir vade için bir fâiz oranı belirleniyor, eğer borçlu kişi, belirlenen zaman içinde ödeme de bulunmazsa fâiz oranı artırılıyordu.

Eski câhiliyye toplumlarında fâizin de etkisiyle borcunu ödeme imkânı olmayan kimseler, alacaklılarının kölesi olurlardı. Yani insanı köleleştirme yöntemlerinden birisi de, ödeyemediği borcuna karşılık köle olmasıydı. İslâm geldiğinde bu ve pek çok köleleştirme türlerini ortadan kaldırdı. Sadece İslâm yolunda cihâd’da ele geçen gayr-i müslimler ile köle olarak doğanlar ‘köle’ sayıldı. Köleliği teşvik etmeyen İslâm; yemin keffâreti [5], zıhar [6] keffâreti [7] ve oruç keffâretleri gibi başlanmış ibadetlerin bozulması halinde ve yanlışlıkla adam öldürme [8] gibi durumlarda ilk sırada köle azad etme şartını getirerek onu ıslah etmiş ve böylece ortadan kaldırmak istemiştir. Kapitalist sistemlerde ise fâizin baskısıyla borç altında ezilen kimseler, modern köleler haline gelmektedir. İslâmi toplumlarındaki köleler kadar haklara da sahip olamamaktadır. İslâm’da, kölenin hakları insanî temel haklardan sayılır. Kölelere asla zulmedilemez, ağır işlerde çalıştırılamaz; köle sahibi, kölesine yediğinden yedirir, içtiğinden içirir, giydiğinden giydirir, kaldığı yerde barındırır. Çocuk doğuran bir kadın köle (câriye) özgürlüğüne kavuşur. [9] İman eden kölelerin azad edilmesi tavsiye edilir.

Fâiz Türleri:

İslâm geldiğinde Arap yarımadasında yaygın olan başlıca iki fâiz türü vardı. Bunlar: “Nesîe” (ertelenen) ve “Fadl” (arttırılan)’dır. Câhiliyye döneminde fâiz, şartlı arttırma ile beraber, bir süre için borç şeklindeydi. Artış süreye karşılıktı. Borçlunun borcunun tehirine karşılık fazladan para alınıyordu ki; bu, nesîe ribâsı’dır. Fadl ribâsı ise, bir eşyayı cinsi cinsine fazlasıyla satmaktır. Bir ölçek buğdayın, diğer bir buğday türünden iki ölçeğe; tereyağını, diğer bir tereyağı türünden iki kata satılması gibi. Rasûlullah aleyhisselâm, aynı cinsten iki şeyin fazlasıyla değiştirilmesini ribâ olarak tanımlamıştır. Değiştirilmek istenen aynı cinsten iki şeyin önce birisinin paraya tahvil edilmesini, sonra aranan şeyin parayla alınmasını emrederek alış verişteki ribâ şüphesini tamamen ortadan kaldırmıştır. Ribâ (fâiz) şüphesini ortadan kaldırmanın en sağlıklı yolu, eşyayı eşya ile değiştirmek yerine, parayla satın almaktır. Ama zeytinin zeytinle, üzümün üzümle, hurmanın hurmayla eşit olarak değiştirilmesi helâldir. Cinsleri farklı olursa, bedel eşit olduğu gibi fazla da olabilir. Bir ölçek buğdayın iki ölçek arpa karşılığında satılması veya satın alınması câizdir. Bu türden alış verişlerin peşin olarak teslimi şarttır. Günümüzde kapitalizmin ağlarını her tarafa örmesiyle yeni çıkan fâiz uygulamalarının helâl olduğunu kimse söyleyemez. Gerçeği örtbas etme adına demagoji kimseye bir şey kazandırmaz. Bu sebeple ister câhiliyyenin bildiği şekilde olsun, ister yeni ortaya çıkan şekillerde olsun, fâiz uygulamaların tamamı haramdır.

Hiçbir çağda, hiçbir coğrafyada hiçbir gerekçeyle fâiz muamelesi ve fâiz ekonomisi meşru kabul edilemez. Fâiz’i benimseyen tüm sistemler sömürü, istismar ve zulüm sistemleridir. Müslümanlar fâiz almaktan sakındıkları gibi; imkân ölçüsünde fâiz vermekten de sakınmalıdırlar! Tedbir almadan ve kaçmak mümkünken tembellik yapıp fâiz vermek zorunda kalmak da haramdır. Daha çok elektrik, su, doğal gaz, internet vs faturaların yatırılması esnasında son ödeme tarihi konusunda titizlik göstermemekten kaynaklanan fâiz ödemelerine şahit olmaktayız. Ayrıca ticaretin ve sosyal hayatın hangi biriminde olursa olsun, “gecikme zammı” adı altında talep edilen, meşru hakkın dışındaki fazlalık da fâizdir. Peygamberimizin uyardığı durumlardan birisi de, gelecek de insanların fâizi başka adlar altında benimseyecekleridir. Mahiyeti aynı olduğu sürece, fâizin adı değişmekle hükmü değişmez. Hatta Peygamberimiz bizleri ribâ’dan sakındırdığı gibi rîbe (fâiz şüphesi)’den de sakındırmıştır.

                       

                      Yusuf Semmak 


Dipnotlar:

[1] Şamil İslâm Ansiklopedisi, “Kapitalizm” Maddesi, Sh: 263, 264

[2] Bakara: 275, 276

[3] Bakara: 278, 279

[4] Kitâbu’t Ta’rifât, Seyyid Şerif Cürcânî, Beyrût, Sh: 146

[5] Mâide: 89

[6] “Erkeğin, hanımını ve hanımını ifade eden bir şeyini ya da hanımından bilinen bir cüz’ü, annesi, kızı ve kız kardeşi gibi nesep veya süt emme yoluyla mahremi olanların uzuvlarından, kendisine bakması haram olan bir uzva benzetmesidir.” (Kitâbu’t Ta’rifât, Şerif Cürcânî, Sh: 187)

Yani bir kimsenin hanımına “sen bana anamın sırtı gibisin” demesidir. İslâm öncesi bir koca hanımına kızdığı zaman ona bu tarz bir söz söylerdi. Bunun üzerine hanımı kendisine haram olurdu. Aralarında evlilik bağları kopmasa da hanımı kendisine helâl olmazdı. Bu bir boşanma değildi ve aralarında boşanma gerçekleşmediği için de kadın muallak da kalır, mağdur olur ve kendisi için başka bir yol seçemezdi. Bu durumda kadın tamamen yalnızlığa terk edilirdi ve bu tüm câhiliyye toplumlarının değişmeyen gerçeği olarak kadınlara zulmedilirdi. İslâm gelince kadına gerçek haklarını tekrar bahşetti ve kendisine yapılan tüm zulümleri yasakladı ve ortadan kaldırdı. Böylesi bir durumda erkeğe keffâret yükledi. Her sınıf insan gibi, eğer kadınlar İslâm’ı gereği gibi bilmiş olsalardı, hepsinin de Müslüman olmaları gerekirdi. Çünkü tarih boyunca İslâm’ın yürürlükte olmadığı tüm zulüm toplumlarında ezilen kadınlar, ancak İslâm ile insanî hak ve özgürlüklerini elde etmişlerdir.
Alimler zıhar’ın haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Hanımının bir uzvunu, kendisine mahrem olan bir kadının bakması haram olan bir uzvuna benzetmesi günahtır ve keffâret gerektirir. Sosyal hayat içinde bu tür davranışlar yaşanabilmektedir. Bu durumdan sakınmak gerekir.

[7] Mücâdele: 3

[8] Nisâ: 92

[9] Buna ümmü’l veled (çocuk anası) denir. Efendisinden çocuk doğuran kadın demektir. Ümmü veled, câriyeye tanınan özel bir statü olup, hizmet yönüyle efendisine bağlıdır ama satılamaz ve başkasına temlik edilemez, efendisinin ölümünden sonra tamamen hür olur.

Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 26/11/2012 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
25.04.2026Cumartesi
Son Konular .: 147- İnşikak Suresi (Seri' Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 146- İnfitar Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 145- Alimlerden Birine Soruldu! | Yusuf Semmak
.: 144- Sabah-Akşam Zikirleri | Yusuf Semmak
.: 143- Fecr Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 142- Abese Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 141- Ğaşiye Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 140- Leyl Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 139- Şems Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 138- Fatiha ve 10 Kısa Sure (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 137- Tarık Sûresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 136- Beled Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 135- Nebe Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 134- Hümeze Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 133- Beyyine Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 132- Alak Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 131- Duha Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 130- A'la Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 129- Buruc Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 128- Tekvir Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 127- Hasta İçin Okunacak Dualar! | Yusuf Semmak
.: 126- Her Köşeye ve Her Kişiye Tevhid'i Duyurun! | Yusuf Semmak
.: 125- Ru'yetullah'ı Reddedenlere Reddiye! | Kesitler-3 | Yusuf Semmak
.: 124- Kelime-i Şehadet Nedir? | Kesitler-2 | Yusuf Semmak
.: 123- Tağutu İnkar Etmek İmanın Şartıdır! | Yusuf Semmak
.: 122- Zerre Kadar İman Nedir? | Kesitler-1 | Yusuf Semmak
.: 121- Alın Yazgısı, Kader | Yusuf Semmak
.: 120- İlim Ne İçindir? Kimlere İlim Ehli Denir? | Yusuf Semmak
.: 119- Tekfircilik! | Yusuf Semmak
.: 118- Kur'an ve Sünnet'in Arasını Ayırma! | Yusuf Semmak
.: 117- Tevhid'i Nasıl Anlamalıyız? | Yusuf Semmak
.: 116- Sosyal Medyada Ne Paylaşalım? | Yusuf Semmak
.: NASİHATLER 17
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi
Yusuf Semmak
✍️ Derdin ilimse, im
misafir
Nice
Yusuf Semmak
🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed
Yusuf Semmak
Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru
Yusuf Semmak
Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr
Yusuf Semmak
☝️ "Tâğûta ibâdet et
Yusuf Semmak
✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız
Yusuf Semmak
BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- "
Yusuf Semmak
Arkadaşlar, videoyu paylaşalım!
Yusuf Semmak
Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred
misafir
Thankks forr sharing your thought
Oğuzhan
Admin çok teşekkürler.
İsmail
Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h
Yusuf Semmak
Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi
Bekir Yetginbal
Canım kardeşim selamualeykum GÜN
Bekir Yetginbal
Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini
Mahmut
Selamünaleykum Yusuf peygamberin
Ufuk
Çok güzel
Şeyma
Bu nadide soru ve cevapları için
Ahmet
Doyurucu bir yorum Teşekkürler
Yusuf Semmak
Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha
Baraa
Bence çoooook güzel bir site
ali
İlmî Arapça Sayfası http://www
ali
Faydalı Bir Maksud Programı http
ali
Faydalı Bir Emsile Programı http
Yusuf Semmak
BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA
Derya Atan
Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam
Firdevs Sevgi
inş güzeldit.
misafir
⭐⭐⭐⭐&
mustafa
Abi çook teşekküür ederim
Medine
Cenetin kapısın geçmek istiyom
Yusuf Semmak
Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM