Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Geçmişteki Dedelerimiz ve Bizim Şu Anki Halimiz: Geçmişte, bizi biz yapan yardımlaşma, paylaşma, fedakârlık, ikram, infâk, sadaka, iyilik, birlik ve beraberlik gibi hassalarımızı neredeyse kaybetmek üzereyiz… Eski çağlarda dedelerimiz, "ağaçların dallarını kırmadıktan sonra, bahçemizden kim ne yerse helaldir; sadakamız olsun" derlerdi. Ahireti düşünen bir nesil böyle olur. Ama ahiret inancı zayıflayınca "parayı veren düdüğü çalar" nesli türedi. "Alman usulü" hareket eden, çıkarcı birliktelikler hortladı! Bizim çocukluğumuzda, bahçelerin kapısının önünde destinin içinde soğuk su, yanında da maşrapa bulunurdu. Yoldan geçen susamış yolcular su içerler ve bahçe sahibine dua ederlerdi. Dağlarda davarların, vahşi hayvanların ve kuşların su içmeleri için su yalakları yapılırdı. Issız dağlarda bu su yalaklarıyla devamlı akan çeşmelerle karşılaşan, sıcaktan ter içinde kalmış ve yorgunluktan bitap düşmüş bir çobanın, avcının ya da dağa gezintiye çıkmış bir kimsenin memnuniyetini ve oradan su içince canı gönülden yapacağı duayı hiç düşündünüz mü? Sizin için, böylesine içten ve samimiyetle kaç insan dua etti dersiniz? Yoksa bu fırsatları tepiyor muyuz acaba? Ayrıca hatırladığım şeylerden birisi de, dağların ıssız yerlerine yani medeniyetten oldukça uzak noktalarına meyve ağaçları dikilirdi ve oralardan geçen her kim varsa; o meyvelerden yer ve o ağacı dikene dua ederdi. İşte ecdâdımızın sadaka-i câriye konusundaki hassasiyetleri...

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR EROZYONU:

Geçmişteki Dedelerimiz ve Bizim Şu Anki Halimiz:

Geçmişte, bizi biz yapan yardımlaşma, paylaşma, fedakârlık, ikram, infâk, sadaka, iyilik, birlik ve beraberlik gibi hassalarımızı neredeyse kaybetmek üzereyiz… Eski çağlarda dedelerimiz, "ağaçların dallarını kırmadıktan sonra, bahçemizden kim ne yerse helaldir; sadakamız olsun" derlerdi. Ahireti düşünen bir nesil böyle olur. Ama ahiret inancı zayıflayınca "parayı veren düdüğü çalar" nesli türedi. "Alman usulü" hareket eden, çıkarcı birliktelikler hortladı! Bizim çocukluğumuzda, bahçelerin kapısının önünde destinin içinde soğuk su, yanında da maşrapa bulunurdu. Yoldan geçen susamış yolcular su içerler ve bahçe sahibine dua ederlerdi. Dağlarda davarların, vahşi hayvanların ve kuşların su içmeleri için su yalakları yapılırdı. Issız dağlarda bu su yalaklarıyla devamlı akan çeşmelerle karşılaşan, sıcaktan ter içinde kalmış ve yorgunluktan bitap düşmüş bir çobanın, avcının ya da dağa gezintiye çıkmış bir kimsenin memnuniyetini ve oradan su içince canı gönülden yapacağı duayı hiç düşündünüz mü? Sizin için, böylesine içten ve samimiyetle kaç insan dua etti dersiniz? Yoksa bu fırsatları tepiyor muyuz acaba? Ayrıca hatırladığım şeylerden birisi de, dağların ıssız yerlerine yani medeniyetten oldukça uzak noktalarına meyve ağaçları dikilirdi ve oralardan geçen her kim varsa; o meyvelerden yer ve o ağacı dikene dua ederdi. İşte ecdâdımızın sadaka-i câriye konusundaki hassasiyetleri...

 Osmanlı döneminde ise her köşe başında çeşmeler, belirli mesafelerde selsebiller, kervansaraylar, hangâhlar bulunurdu. Fakirler ve yolcular buralardan bedava istifade ederlerdi. Çeşmelerden su içmek zengine de fakire de bedava idi. Şimdi bir lokantaya gitseniz, masada sürahi ya da desti asla yoktur. Allah'ın suyunu bile parayla satın almak zorundasınız. Paran yoksa, yemeği yiyeceksin ama boğazına dursa da su içemeyeceksin. Müşterilerini "misafir" sayan ve misafir gibi ağırlayan kimin ecdâdı idi acaba? Yoldan geçenlere su, ayran ikram eden nesilden, köşe başlarını işgal eden satıcılara geçiş yaptık. Parası olmayanın işini görmeyen bir zihniyeti hortlattık! Bunu yapanlar Osmanlının torunları mıdır dersiniz? Müslüman ecdâd, yaptığı her işin, bazı yönlerini sadaka için bir fırsat kabul ederdi. Onlar için, her şey para değildi. "Kiminin parası, kiminin duası" sözü, Çin atasözü değil, Müslüman atasözüdür... Onlar, hayata bu prensip ile bakarlardı! Şimdi ise, paran yoksa, abdesthaneye bile sokmuyorlar! Yakında Allahın havası için bile vergi alırlar ya da o havayı parayla satarlarsa şaşırmayalım! Sanırım insanlar, o zaman anlarlar, dünyadaki her nefesin kıymetini...

Ayrıca, ecdâdın abdest bozmak için girdiği, ihtiyaç hanelerin isimleri bile değişti! "WC" (su dolabı) oldu! İhtiyaç görülecek yere oturarak, necâsete dikkat etmeden, rahatını düşünen Batı medeniyetinin alafranga (Frenklere, Avrupalılara ait) tarzda tuvaletleri her geçen gün yaygınlaşmaktadır, İslâmbol olan şehirlerde... Son iki yüzyıl öncesine kadar tuvalet kültürü olmayan Batı'dan tuvalet âdâbını öğreniyor yeni nesiller... Dedelerimiz, ihtiyaç gidermeye "abdest bozmak" derken, yeni nesil artık bu kelimeyi demode kabul etmektedir. Öyle ya, abdestli kişi abdest bozar. Abdestsiz kişiler, orada olmayan abdestini mi bozacak!

 Hey gidi günler! Neredesiniz, gelin görün halimizi! Bize ait tüm değerlerimizi toplum olarak yitirdik! Başka medeniyetleri taklit ederek muasır medeniyetler seviyesine çıkacağımızı sandık, sandırıldık! Oysa bilgisiz ve tecrübesiz nesiller düşünmüyorlar ki, taklitler ancak asıllarını yaşatır... Medeniyyet ve muasırlaşmayı, İslâm ve insana hizmet etmekte gören bir ecdâd, kışın aç kalan kurtları, ayıları dahi düşünerek, onların doyurulması için vakfiyeler kurmuşken, bugün fakir bir çocuk aç olduğu için dönercinin vitrininin önünde yutkunurken kimsenin yürekleri sızlamıyor! Onun o halinden dolayı yüzü kızarması gerekenler, iyice yüzsüzleşmişler. En lüks lokantalarda işkembelerini şişirip çıkarlarken, etraflarındaki muhtaçlara kör kesiliyorlar!

 Osmanlı döneminde hastaneye gidemeyecek hastaların doktor evlerine gider ve onların tüm ihtiyaçlarını karşılar, gerekli tedaviyi uygulardı. O hasta fakir ise, hiçbir para almazdı. Ecdâd ne güzel demiş... "İyi olacak hastanın, doktor ayağına gelir." Bu cümleleri, boş laf sanmayın sakın! Bir zamanlar doktorlar yatalak hastaların ayağına giderlerdi. Bu sözün ihtiva ettiği anlamı kavrayamayanlar, bu sözü anlayamazlar. Ve onlara göre; bu durumda, ayağına doktor gitmeyen tüm hastalar iyi olmayacak, sonucu çıkar. Dikkat edin, maalesef ki günümüzde doktorlar, hasta fakir halkın değil, zenginlerin ayağına gitmektedir! Oysa gerektiği her ortamda, herkesin ayağına gidebilmeliydi! Ameliyat parasını biriktiremeyen, parası olmadığı için böbrek nakli, ilik nakli yaptıramayan, kronik hastalıkları için sürekli tedavi olamayan, hastalığı sebebiyle ithal ilaçlarına para bulamayan kimselerin durumu Allah'a emanettir! Allah'ın kulları, fakirler konusunda kendilerinde sorumluluk hissetmez haldedirler.

Söylenecek o kadar çok şeyler var ki, ama herkesin ve her toplumun bir medeniyet anlayışı bulunmaktadır. İslâm'ın medeniyeti ise bambaşkadır! Göz kamaştırıcıdır, ışıl ışıldır... İslâm'ın, kapitalist hedefleri olmaz, halkı "etinden, sütünden, yününden, sırtından, derisinden..." yararlanılacak bir "tüketici" olarak görmez. İslâm, israfa ve gereksiz tüketime karşıdır. İslâm, paylaşmayı ve paylaştırmayı emreder. Derdi para biriktirmek değildir; ihtiyaçları karşılamaktır. Yatırımlarda temel hedef; bol sıfırlı gelir elde etmek değildir! Bu, bencil, tamahkâr ve çıkarcı bir adımdır! Oysa her adımın insanlık için hayırlar getirmesi gerekir; burjuva sınıfı için değil! İslâm, bir yere yapı yapılacağında, İslâm'a ittibâyı ve insana hizmeti önceler... Her yapının önüne vezne koymayı, her köşe başına banka açmayı değil! Medeniyet, mescid ile başlar, medrese, mektep ile devam eder... Bunlara ilaveten, meskenler, hastaneler, aşevleri, kervansaraylar, sebilhaneler, dârülacezeler, sanat ve zanaat evleri, vakfiyeler, hamamlar, köprüler, yollar, hayratlar, sadaka-i cariyeler, ilim/fen ve yardım kuruluşları ile insanlığın hidâyet ve terakkisi istikametinde sayısız hizmetler -esnaf ve tüccar mantığıyla hareket etmeden- ihyâ edilir. Bir yerde mescid varsa, onun yanında gerekli olan başka yapılar da bulunur. Birbirine geçmiş şekilde inşâ edilmiş, eğitim, kültür ve sanat/zanaat amaçlı külliyeler ile insanların hayrı için çalışılır... İnsanlık tarihi boyunca medeniyetler, mescidler etrafında oluşturulmuştur. Allah'a secde etmeyen bir toplum "medeni toplum" olamaz! Günümüzde ise bir çok resmi ve gayri resmi yapılarda mescid bulunmamaktadır. Mescid olsa abdesthane yok, abdesthane olsa lavabo yok! Bazı iş hanlarında da, o iş hanının demirbaş esnafı olmayanlara, abdesthaneyi kullanmak ve orada abdest almak yasaktır! O iş hanındaki esnafın misafirine serbest ama, esnafın himayesi olmadan bir kimse wc dedikleri o yere girse, yöneticiden fırça yemektedir! Ne günlere ve ne insanların insafına kaldık Allah'ım! En doğal ihtiyacını karşılaması ve abdest alması sebebiyle bir Müslüman kınanıyorsa, demek ki ahir zamanın içinde bulunmaktayız.

 İslâm’ı bilmeyen bu insanlara kızmak yerine, bu insanların hidâyetleri için dua etmek düşer bizlere... İnsanlara kızarak, küserek, sesi yükselterek, tavır koyarak, ilişkiyi keserek, tartışarak, dışlayarak ya da kamplaşarak bir şey verilemez. Bu davranışlar medeni insanların davranışları değildir. Câhil ve tutucu kimselerde görülen bu davranışlardan sakınmak ve karşımızdaki insanı empati yaparak anlamaya çalışmak icap eder. O zaman göreceğiz ki, pek çok sorunların üstesinden geleceğiz. En azından az önceki saydığımız kötü sıfatlarla hareket edenlerin kaybettiklerini kaybetmeyeceğiz. Zira insan kelimesi, kökü itibariyle “ünsiyet” anlamındadır. Ve “yakınlık, dostluk, samimiyet, birliktelik, girişkenlik, sosyallik, alışkanlık” anlamlarına gelir. İnsanlar birbirlerine yaklaşmak ve tanışmak için farklı kabile ve milletlere ayrılmışlardır.

 Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi birbirinizle tanışasınız diye, uluslara ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki Allah’ın katında sizin en şerefliniz en takvâlı olanınızdır. Muhakkak Allah en iyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Hucurât: 13)

Bu ayette Rabbimiz “Ey insanlar” şeklinde tüm insanlığa seslenmekte ve genel bir ifade kullanmaktadır. Sonra da tüm insanlığın aynı anne ve babadan yaratıldıkları hatırlatıldıktan sonra insanların ulus, kavim, kabile gibi boylara ayrıldıkları gerçeğine işaret ediliyor. Sonra da bu ulus ve kabilelere ayrılmanın hikmetinin “tanışma” amacına ma'tûf olduğu bildiriliyor. Daha sonra da, insanlar arasındaki üstünlüğün sadece takvâ esasına dayalı olduğu, ulusçuluk, kavmiyetçilik, kabilecilik, şu’culuk ya da bu’culuk gibi cahilî taassupların ve davaların İslam’da yerinin olmadığı açıkça ortaya konulmaktadır.

Sözlerimizin önü de, sonu da Allah’a hamdetmektir.

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 20/01/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
21.04.2026Salı
Son Konular .: 147- İnşikak Suresi (Seri' Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 146- İnfitar Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 145- Alimlerden Birine Soruldu! | Yusuf Semmak
.: 144- Sabah-Akşam Zikirleri | Yusuf Semmak
.: 143- Fecr Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 142- Abese Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 141- Ğaşiye Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 140- Leyl Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 139- Şems Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 138- Fatiha ve 10 Kısa Sure (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 137- Tarık Sûresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 136- Beled Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 135- Nebe Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 134- Hümeze Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 133- Beyyine Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 132- Alak Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 131- Duha Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 130- A'la Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 129- Buruc Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 128- Tekvir Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 127- Hasta İçin Okunacak Dualar! | Yusuf Semmak
.: 126- Her Köşeye ve Her Kişiye Tevhid'i Duyurun! | Yusuf Semmak
.: 125- Ru'yetullah'ı Reddedenlere Reddiye! | Kesitler-3 | Yusuf Semmak
.: 124- Kelime-i Şehadet Nedir? | Kesitler-2 | Yusuf Semmak
.: 123- Tağutu İnkar Etmek İmanın Şartıdır! | Yusuf Semmak
.: 122- Zerre Kadar İman Nedir? | Kesitler-1 | Yusuf Semmak
.: 121- Alın Yazgısı, Kader | Yusuf Semmak
.: 120- İlim Ne İçindir? Kimlere İlim Ehli Denir? | Yusuf Semmak
.: 119- Tekfircilik! | Yusuf Semmak
.: 118- Kur'an ve Sünnet'in Arasını Ayırma! | Yusuf Semmak
.: 117- Tevhid'i Nasıl Anlamalıyız? | Yusuf Semmak
.: 116- Sosyal Medyada Ne Paylaşalım? | Yusuf Semmak
.: NASİHATLER 17
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi
Yusuf Semmak
✍️ Derdin ilimse, im
misafir
Nice
Yusuf Semmak
🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed
Yusuf Semmak
Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru
Yusuf Semmak
Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr
Yusuf Semmak
☝️ "Tâğûta ibâdet et
Yusuf Semmak
✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız
Yusuf Semmak
BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- "
Yusuf Semmak
Arkadaşlar, videoyu paylaşalım!
Yusuf Semmak
Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred
misafir
Thankks forr sharing your thought
Oğuzhan
Admin çok teşekkürler.
İsmail
Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h
Yusuf Semmak
Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi
Bekir Yetginbal
Canım kardeşim selamualeykum GÜN
Bekir Yetginbal
Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini
Mahmut
Selamünaleykum Yusuf peygamberin
Ufuk
Çok güzel
Şeyma
Bu nadide soru ve cevapları için
Ahmet
Doyurucu bir yorum Teşekkürler
Yusuf Semmak
Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha
Baraa
Bence çoooook güzel bir site
ali
İlmî Arapça Sayfası http://www
ali
Faydalı Bir Maksud Programı http
ali
Faydalı Bir Emsile Programı http
Yusuf Semmak
BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA
Derya Atan
Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam
Firdevs Sevgi
inş güzeldit.
misafir
⭐⭐⭐⭐&
mustafa
Abi çook teşekküür ederim
Medine
Cenetin kapısın geçmek istiyom
Yusuf Semmak
Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM