Samimiyetin gereklerini yapıp, dost olmak için çaba göstermeden, fedâkârlık yapmadan, çok samimiymişiz gibi davranıp umduğu ve beklediği davranışları göremeyince de sanki düşman kesilenler... Yani dostluk konusunda "ekmeden biçmek" ve "kendi hayalince gelin güvey olmak" isteyenler; olmayınca da küsenler, kızanlar, eleştirenler, dedikodu yapanlar, suçlayanlar, sizin dostunuz olabilirler mi?
Oysa samimiyet, insana haklar ve sorumluluklar yükler. Dostluk, lafla değil, ispatla elde edilen en büyük kazanımlardan birisidir. Kendi nefsine seni tercih eden, senin için elinden gelen her şeyi yapan, seni yarı yolda bırakmayan, arkandan hayır dışında asla konuşmayan, seni başkalarına karşı savunan, seni hayatta en sevdiği kişi ya da kişilerden biri kabul edip, hiçbir nedenle sana tavır koymayan, küsmeyen, şartlar ne olursa olsun sana zarar vermeyi aklından bile geçirmeyen kaç tane dostunuz var? Senin iyiliğini, en azından kendi iyiliğine eşit göremeyen kimse dostun değildir! Dostluğun zirvesi de, senin hayrını ve menfaatini, kendi menfaatine tercih edip; senin için fedâkârlık yapmak, senin için dünyalıklardan geçip ferâgat etmektir. Bizim iyiliğimizi düşünerek, bizim lehimize fedâkârlık ve ferâgati olmayan
dostumuz olamaz. Ama tabii ki, dostluk karşılıklı olduğu için, dostumuz tarafından bana/bize bu güzellikler sunulduğunda biz de, kendi menfaatlerimizden vazgeçip dostumuzun iyiliğini düşünürüz.
SİZİN DOSTUNUZ VAR MI? Samimiyetin gereklerini yapıp, dost olmak için çaba göstermeden, fedâkârlık yapmadan, çok samimiymişiz gibi davranıp umduğu ve beklediği davranışları göremeyince de sanki düşman kesilenler... Yani dostluk konusunda "ekmeden biçmek" ve "kendi hayalince gelin güvey olmak" isteyenler; olmayınca da küsenler, kızanlar, eleştirenler, dedikodu yapanlar, suçlayanlar, sizin dostunuz olabilirler mi? Oysa samimiyet, insana haklar ve sorumluluklar yükler. Dostluk, lafla değil, ispatla elde edilen en büyük kazanımlardan birisidir. Kendi nefsine seni tercih eden, senin için elinden gelen her şeyi yapan, seni yarı yolda bırakmayan, arkandan hayır dışında asla konuşmayan, seni başkalarına karşı savunan, seni hayatta en sevdiği kişi ya da kişilerden biri kabul edip, hiçbir nedenle sana tavır koymayan, küsmeyen, şartlar ne olursa olsun sana zarar vermeyi aklından bile geçirmeyen kaç tane dostunuz var? Senin iyiliğini, en azından kendi iyiliğine eşit göremeyen kimse dostun değildir! Dostluğun zirvesi de, senin hayrını ve menfaatini, kendi menfaatine tercih edip; senin için fedâkârlık yapmak, senin için dünyalıklardan geçip ferâgat etmektir. Bizim iyiliğimizi düşünerek, bizim lehimize fedâkârlık ve ferâgati olmayan, dostumuz olamaz. Ama tabii ki, dostluk karşılıklı olduğu için, dostumuz tarafından bana/bize bu güzellikler sunulduğunda biz de, kendi menfaatlerimizden vazgeçip dostumuzun iyiliğini düşünürüz. Aynı ashâb gibi... Mekke'den Medîne'ye Müslümanlar hicret etmişler... Evlerini, bağlarını, bostanlarını, develerini, davarlarını, akrabalarını ve tüm dünyalıklarını geride bırakmışlar. Sadece imanlarıyla, imanları uğruna, Müslümanca bir hayat yaşamak için Medîne'ye gelmişler. Onlar dünyalık, maaş, makam, rızık endişesi uğruna Müslümanlıktan ferâgat etmemişler. "Sigorta da lazım, iş de lazım, kariyer de lazım, şunlar şunlar olmadan olmaz; Allah affeder, biz bunları yapalım ya da bunları şimdilik yapmayalım sonra tevbe ederiz" de dememişler. Aynen şeytanın aldatmasıyla, kardeşleri, Yûsuf'u öldürme kararı alırken, "sonra tevbe ederiz" fitnesine yakalanan Yûsuf'un kardeşleri gibi. Şeytanın en büyük vartası, en büyük tuzağı işte bu düşünce şeklidir! Neyse, muhâcirler Medîne'de... Ama hayat devam ediyor... Aş lazım, ekmek lazım, çoluk çocuğun rızkını temin etmek ve geçinmek lazım. Oysa onlar, her şeylerini geride bıraktılar. Allah, "hicret edin" emrini verdiği an; bunun sonrasının hesâbını yapmak için, şirket defterlerinde yapılan karmaşık işlemler gibi, hesap ve matematiği, Allah'ın irâdesine karşı delil olarak sunma bedbahtlığını göstermediler. Mü'minlere karşı çok merhametli ve çok şefkatli olan, onların sıkıntıya düşmesi kendisine çok ağır gelen Allah Rasûlü, ümmetini bu halde bîçâre bırakır mı hiç? Muhâcir ashâbı ile Medîneli ashâbını kardeş ilan etti. Herkes özel bir kardeş edindi. Kardeşliğin sadece kan ve nesep bağıyla olmadığının muhteşem bir örneği sergilendi. Tarih böyle bir kardeşlik ve böyle bir dostluk örneği görmedi. Mü'minlerin her konuda yardımlaşmak üzere sözleşmeleri, eşine rastlanması neredeyse imkânsız bir inkılâb idi. Bu inkılâb sevgi inkılâbıdır, dostluk inkılâbıdır, iyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşma, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmama inkılâbıdır, fedâkârlık ve paylaşım inkılâbıdır, bir şehirde yaşayan tüm mü'minlerin hakiki dost ve kardeş olmalarının bir ilanıdır... Bunlar, Tevhîd dini olan İslâm’ı gerçek anlamda yaşamanın en muhteşem sahneleridir… İslâm’ın, sadece Allah’a kulluk, gerçek sevgi ve saygı, barış, huzur ve kardeşlik, adâlet ve hukuk, takvâ yolunda ve iyilikler istikâmetinde yardımlaşma, zulümleri, kötülükleri, düşmanlıkları ve kullara kulluğu ortadan kaldırma, sahte ma’bûdların iştahlarını kabartan esâret zincirlerini paramparça edip ancak yaratıcıya ibâdetle huzura ve güvene erme ilke ve erdemlerinin hayata yansımasının en güzel tablosudur… Bu tabloyu ressamlar hayal ederek çizemezler! Da Vinci’nin ya da Abidin Dino’nun çıraklarına veya kalfalarına sorun bakalım! Dostluğun, kardeşliğin resmini çizebilirler mi? Onlar gerçek dostluk konusunda faraziyeler üretirken kestirme yoldan mutluluğun resmini çizmenin hayalindedirler. Onu bile başarmaktan uzaktırlar! Oysa mutluluk, gerçek dostluk anlaşılmadan, dostlukların hukuku gözetilmeden ve dostluklar yaşanmadan elde edilemez! Evet, Allah yolunda, din için, iman için Mekke'den Medîne’ye gerçekleştirilen hicret, mü'minlere dostlar kazandırdı. Mallarını geride bırakıp gelenler için, dünyalıklarından daha değerli dostlar... Medîne'de mallarının başında olanlar da, bu malların ne kadar kıymetsiz olduğunu, önemli olanın dostları ve kardeşleri olduğunu anladılar. Onlar da, sahip oldukları mallardan, servetlerden, para ve altınlardan daha değerli bir nimete kavuşuyorlardı. Kardeşleri... Muhâcir kardeşleri... Ekmeklerini, evlerini, işlerini paylaşıyorlar, paylaşmak istiyorlar hatta eşlerinden birini boşayıp kardeşleriyle evlendirmeyi dahi teklif etmekten (Bkz: Buhârî, Nikâh, 7, No: 5072) bir an geri durmayan Ensâr, artık o andan itibaren tarih sayfasında yerini alıyor ve kıyâmete kadar Kur'ân okuyan kimselerin, örnek alıp hayran olacakları bir cemâat ortaya çıkıyordu, bu inkılâb ile... Ensâr... Birden fazla eşleri olan Ensâr erkekleri, muhâcir kardeşlerine: "Bak, iki eşimden hangisi hoşuna giderse, onu boşayayım. İddeti bitip de sana helâl olunca, onunla evlenirsin.” (Buhârî, 2048, 3780; Nesâî, 3388) diyecek kadar yükseldikçe yükselen; bugün bile bizim hayranlıkla bakışlarımızı çevirdiğimiz, acı tebessümlerimizi sinelerimizde bir dert gibi gizlediğimiz, "neden biz böyleyiz" diyerek, bir kez/bin kez ah'layıp, of'ladığımız, insanlık erdemlerinin zirvelerine Tevhîd sancağını dikmiş bir nesil... Kendilerine nikâhlamaları için eşler, ortağı olmaları için işler teklif edilen Müslümanların tavrı, en az teklif edenler kadar onurlu, yüce, şahsiyetli ve çıkarsız... Dostâne ve kardeşâne bir karşılık... "Allah, hanımlarını da malını da sana mübârek kılsın. Bana pazarın yolunu gösteriniz" diyerek nazikçe ve samimice teklifi reddederek, mânen, âdeta uçsuz bucaksız bir fezâ olan birinci kat semâyı ve üstteki semâları aşıyor ve arşa yükseliyordu, o kardeşlerimizin takvâları ve dostluk anlayışları. Dostluğun kitabı yazılıyordu... Dostluk, istemek, almak, beklemek, verilmediğinde gücenmek, umduğunu görmediğinde küsmek, kızmak, yolunu değiştirmek, selâmı kesmek; verildiği sürece gülmek ve güzel söz söylemek değildir! Dostluk, vermektir... Fedâkârlıktır... Affetmektir... Gerektiğinde maldan da, candan da geçmektir. Tarihin bu gerçeklerini bir de, bu açıdan okuyun ve yorumlayın... Çünkü İslâmî gerçekler materyalist, maddeci, matematikçi, mantıkçı, felsefeci, faydacı ve menfaatçi bakış açılarıyla doğru okunamaz! Ensâr, muhâcir kardeşine, eşini boşayıp iddetini tamamladıktan sonra alması, böylece dinini tamamlaması için ciddi bir teklif sunuyor; ama muhâcir, dostluğun ne olduğunun edebiyatını yapmak yerine tarihini yazıyor... Yaşayarak gösteriyor onur ve istiğnânın ne olduğunu… "Kardeşim, hanımların sana mübârek olsun" diyerek, bu teklifi güzelce geri çeviriyordu. Siz olsanız ne yapardınız, Hz. Âişe kadar iffetli, Züleyhâ kadar güzel bir hanım size (nikâhlanmanız için) teklif edilseydi, Ey Müslüman erkekler?! Siz ne yapardınız? Önce riyakârca, bir kem küm edip, sonra istemiyormuş gibi edâlara girip, sonra yarım yamalak, pek de anlaşılmayan bir cümleyle, "gerek yok" tarzında ağzında hayal meyal cümlecikler geveleyip, yan cebime koy kâbilinden, balıklama mı atlardınız yoksa Selefimiz olan ve kendilerine uymamız Tevbe: 100'de emredilen muhâcirler gibi mi yapardınız?! Böyle bir fırsat eline geçseydi, ilk anda “aldım, kabul ettim” diyeceklerin haddi hesâbı da olmazdı sanırız! İşte insanın kalitesi hayatın bu nazik virajlarında, yol ayrımlarında ortaya çıkmaktadır! Kalitenizi ölçmek istiyorsanız, bu hassâs durumlardaki amellerinize ve tercihlerinize bakınız! Sorunun cevabını siz kendi nefislerinizde verin! Ama objektif düşünün, o hanımların çok güzel olduğu gerçeğiyle, kararınızı verin. Yine Ensâr, hicret eden o şanlı mü'minleri tüm işlerine ve servetine ortak etmek istediğinde, "iş aramana ne gerek var; işte bizim tezgâh, dükkân, bağ, bahçe; size de bize de yeter" dediğinde; siz ne derdiniz bilmiyorum ama muhâcir kardeşlerimiz, dostlarına; "kardeşim, sen bana, pazarın yolunu göster" diyordu! Allahu Ekber! Bugün hayatta olmasalar bile, Allah için bu dostlarımızı çok seviyoruz. Allah'ın dostlarından gayri dost da tanımıyoruz. Evet, sizin dostlarınız nasıl acaba? Yoksa anlatılanlar konusunda, "onlar kim, biz kimiz? Biz, onlar gibi olamayız!" mı diyorsunuz? Neden, şeytana ipleri teslim mi ettiniz ki, olamayacaksınız? Sen, bir mü'mine dost olmayı başaramıyorsan, başkasından nasıl dostluk beklersin? Dostluk; beklemeden vermektir, karşılıksız sevmektir, bize kırılsa bile alınmamaktır, ilişkiyi koparmamaktır. İnsan, babasına, anasına, çocuğuna, hocasına, kocasına küser mi, kırılır mı, tavır koyar mı, ilişkiyi keser mi, bunlara zarar vermek ister mi? Bu sorunun doğru cevabı: "Hayır, elbette!" şeklindedir. Neden? Çünkü bu kişiler en sevdiğimiz/en saygı duyduğumuz kişilerdir, dostlarımızdır... Unutulmasın ki, dostluk ne parayla satın alınır, ne neseple, ne ırkla, ne milliyetle, ne de başka bir yolla! Dostluk, sevgiyle, saygıyla, fedâkârlık ve ferâgatle, vermekle, bağışlamakla, düşünmekle ve sıla-i rahimle elde edilir. Hakkıyla elde ettikten sonra da asla kaybedilmeyen ebedî bir nimettir. O halde, birbirimize sahte dostlar, riyakâr kardeşler değil; özden, gönülden dostlar olmak için çalışalım. Bir şeyi elde etmeden, sahibi olamayacağımızı bildiğimiz gibi; dostluğu da elde etmenin bir bedeli olduğunu asla aklımızdan çıkarmayalım. Dostluk konusu çok önemli olduğu için çam sakızı çoban armağanı niteliğinde açıklamalar yaptık. Bazı arkadaşlar, "dostluk nedir?" sorusunun cevabını uzun saymasın; zira kısa tuttuk. Dostluk anlatılabilecek bir konu ve bir kaç satırla tamamlanacak bir kavram değildir. Dostluk ancak yaşanır ve yaşandıkça değeri anlaşılır. Rabbimizin sözüyle bitirelim: "Sizin velîniz (dostunuz) ancak Allah'tır, O'nun Rasûlüdür ve namazı dosdoğru kılan ve rükû' hâlinde iken zekâtı veren mü'minlerdir." (Mâide: 55) Yusuf Semmak |
KATEGORİLER
21.04.2026Salı
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |