Bu konuda kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru olanlar da vardır...
Konumuz; karşı karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir; bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri ‘hak’ bilmek ve onlara uymaktır.
Sorumuzun mecrası, herkesin dilinde pelesenk olan ‘akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım.
HER ZAMAN AKLA İLK GELEN ŞEY, DOĞRU MUDUR? Akla gelen
şeylere ve kişiye göre değişir. Bu konuda
kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru
olanlar da vardır... Konumuz; karşı
karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum
ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir
gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira
her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir;
bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri ‘hak’ bilmek ve onlara uymaktır. Sorumuzun mecrâsı,
herkesin dilinde pelesenk olan ‘akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir
varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım. Mesela; bazı
şeyler aklî muhakeme, analitik düşünce ve aklın verilerine yani aklın uygun
bulduğu 'ma'kûlât' ya da 'akliyyât' denilen meselelere dayanır ki, bunlar akıl
yoluyla kavranabilen, anlaşılabilen ve elde edilebilen bilgilerdir. Bu
konularda sağlıklı aklın yani doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneğine hâiz olan
aklıselim'in ilk aklına gelenler –istisnaları da olmakla beraber- doğru olur. Bazı
şeyler de ma'kûlât'ın zıddı olarak, gözle görülen ve duyularla hissedilen
şeylerdir ki, bunlara da 'mahsûsât' denir. Bilindiği gibi, gözün gördüğü ve
tecrübeyle sabit olan şeyler, insan beyninde kaydedilmiş belgelerdir ki, insan
bazen onları unutsa dahi, bazı olaylar karşısında insanın dili beyninden gelen mesajları
söyler. Ayrıca bu türden meselelerde, hislerin rolü büyüktür. Hisleri kuvvetli
ve zihni açık olan kimselerin aklına ilk anda gelenler doğru şeyler
olabilmektedir. İstenen
cevap, 'muhayyelât' ile alâkalı yani zihinde tasarlanan, canlandırılan, hayale
dayalı şeylerden oluşmuş ise, mahsûsât’ı açıklarken dediğimiz gibi, hisleri,
hayalleri kuvvetli, zihni temiz ve açık olan kimselerin ilk anda akıllarına
doğru cevap gelebilmektedir. Fakat cevabı
istenilen şey, çeşitli ilim ve bilim dallarında yer alan hakikatler ve veriler
hakkında olursa, soru sorulan meselede ilim (bilgi) sahibi olmadıkça, doğru
cevap ilk anda akla gelmez ve düşünmekle de bulunamaz. Tahmin ve zan yoluyla,
farkına varmadan doğruyu söyleme durumuna gerçeğe ulaşmak denilemez. Çünkü bu durumda
bile cevaptan emin olunamaz. Cevabın doğruluğu gerekçeli olarak ispat edilemez.
Yani ilim gerektiren meselelerde bir soruyla karşılaşıldığında, ilim sahibi
olmadan o soruyu sadece akıl, duygu ve his ile doğru yanıtlamak mümkün olmaz.
Bu durumlarda doğruya isabet etmek, 'bilmek' anlamına gelmez. Şöyle ki, bilgi
sahibi olmadan, iki seçenekli bir sorunun doğru cevabını tutturmak, iki seçenek
arasında zar atmaya benzer. O zarın doğru seçeneğe rastlaması ihtimali %50’dir.
İşte buna 'ilim' denmez, 'zan' denir. Tabir-i câizse o zar atan kişiye, 'neden,
niçin?' diye sorulduğunda, verdiği cevabın sağlamasını yapamayacak ve
gerekçesiyle cevabın doğruluğunu ispat edemeyecektir. Aynen bunun gibi dört
seçenekli sorularda, rastlantıyla doğruyu bilme oranı %25 iken, beş seçenekli
sorularda bu ihtimal %20 olmaktadır. Dolayısıyla görüldüğü üzere, bu tür
meselelerde ilk akla gelen his ile doğru tespit edilemez. İnsan farkına
varmadan doğruyu telaffuz etse bile, o zan kişiyi hedefe ulaştırmaz. Klasik
sorularda bu dediğimiz durum, herkesin ittifâk ile kabul ettiği bir gerçektir.
Bir kimseye hiç bilmediği bir meselede soru sorulup sonra da ‘önündeki boş
kağıda cevabını yaz’ dense, doğru cevap alınamayacaktır. Test usulü sorulara
gelince de, şu net ifadeyi söylemekle yetinelim. Bilgi gerektiren hiçbir test
sınavında, çalışmadan başarılı olan kimse görülmemiştir. Bu tarihî ve tecrübî
bir gerçektir. Tabi ki sorular, sahasında ehil kimselerce hazırlanmış ise… Bir
kimse önündeki seçenekler arasında ne kadar analitik düşünürse düşünsün,
sonunda ‘ana çeldirici’ denen ‘yanlış cevap’ ile ‘doğru cevap’ arasında
kalacaktır ve genellikle de yanlışı 'doğru' zannederek işaretleyecek veya
söyleyecektir. İşte ilim ve bilgi gerektiren konularda durum böyledir. Bu
konularda akla ilk gelen şeyin doğru olduğunu mutlak olarak söylemek yanlıştır! Bu soruya
şöyle de cevap verebiliriz. Bilginin
kaynağı üçtür; haber-i sâdık (doğru haber yani vahiy yoluyla bizlere
bildirilmiş hakikatler), havâss-ı selîme (sağlıklı olan beş duyu organı)nın
elde ettiği veriler ve zaman içerisinde insanların kazandıkları tecrübeler. Buna
göre, beş duyu organının verileri ile tecrübeye dayalı bir meseleyle
karşılaşıldığında, -kişiye göre değişmesine rağmen- bazen ya da çoğu zaman ilk
akla gelen doğru olabildiği halde, haber-i sâdık konularında yani ilim
gerektiren meselelerde ma'lûmât sahibi olmadan ilk akla gelen devamlı yanlış
kabul edilir. Zan yoluyla doğruya isabet etmek de, 'bilgi' kabul edilmez.
Çünkü, o bilginin doğruluğunu ispat etmek de ilim gerektirir ve ilimsizce
konuşmak 'kötü ahlak'tan kabul edilir. Bu konudaki en
güzel sözü Peygamberimiz söylemiştir: وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ
فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ “Allah’a ve âhiret
gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin ya da sussun!” (Buhârî, 6018, 6019, 6135, 6136, 6138, 6475, 6476; Müslim,
47, 48; Tirmizî, 1967, 2500; Ebû Dâvûd, 5154; İbn-i Mâce, 3672, 3971) Bazı
filozofların kabul ettiği 'sezgi metodu' yoluyla elde edilen hisler 'ilim' ya
da 'bilgi' sayılmaz. Zira hakikat, insanların his ve heveslerine terk
edilmemiştir. İslâm'da ise 'ilhâm' bağlayıcı bilgi kaynağı sayılmaz. İslâmî
kaynaklarda geçen kalbî müşâhede, ilhâm ya da firâset bilginin temel
kaynaklarından değil, temel kaynaklara dayanan bilginin açıklaması mesabesinde
sayılabilir. Temel bilgi kaynağı vahiydir; akıl ve beş duyunun verileri ile
insanların zamanla elde ettikleri tecrübeler ve pozitif ilimler, teknolojik ve
maddî inkişaf ve terakkiler müstakil ve temel bilgi sayılmazlar. Bunlar temel
bilgi olan vahye tabidirler ve onun içinde alt bölümlerde mütalaa edilirler.
Çünkü vahye aykırı olan hiçbir şey, ilim veya bilim sayılmaz. Sonuç olarak;
akla doğan ilk şeye, hangi meselelerde bazen güvenilebileceği, hangi
meselelerde hissin, duygunun, aklî muhakeme ve analitik düşüncenin bir
faydasının olmadığı böylece ortaya çıkmıştır sanırım. Bu izahatlarla,
hangi konularda ilk akla gelen şeylerin doğru olma ihtimali vardır ya da
yoktur, ana hatlarıyla netlik kazanmaktadır. Tabi ki bu durum, kişilere ve
kişilerin kişilik ve bilgi, birikim, tecrübe gibi özelliklerine göre farklılık
göstermektedir. Akla ilk gelen şeyler konusunda ilim, akıl, zeka, psikoloji ve
tecrübe gibi etkenlerin büyük rolü vardır. Bunlara sahip olan bir kimse,
sağlıklı bir muhakeme ile genelde doğruya ulaşır, bu meselelerde yetersiz olan
kimse ise doğrudan uzaktır. Özellikle ma'lûmât konularında bilgisiz olan
kimselerin aklına gelen şeylerin tamamı yanlıştır. Bir de iman,
takvâ, ihlâs, sıdk gibi konularda karşılaşılan sorular vardır ki, bu durumda
doğruya ulaşmak için, kişide ma'lûmât dışında köklü bir iman, Allah korkusu,
ihlâs ve samimiyet, sadakat ve vefâ, Allah vergisi firâset, basiret, hikmet ve
furkân gibi değerlerin de bulunması icap eder. Yani bu konularda hakkı bilme ve
kavrama konusunda ilim, iman ve takvâ derecesinin doğrudan etkisi vardır. Başarı ve
muvaffakiyet ancak Allah'tandır. "Benim
başarım ancak Allah(ın yardımı) iledir." (Hûd: 88) Yusuf Semmak |
KATEGORİLER
21.04.2026Salı
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |