Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Bu konuda kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru olanlar da vardır... Konumuz; karşı karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir; bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri ‘hak’ bilmek ve onlara uymaktır. Sorumuzun mecrası, herkesin dilinde pelesenk olan ‘akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım.


بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰـنِ الرَّحِيـمِ

HER ZAMAN AKLA İLK GELEN ŞEY, DOĞRU MUDUR?

Akla gelen şeylere ve kişiye göre değişir.

Bu konuda kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru olanlar da vardır...

Konumuz; karşı karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir; bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri ‘hak’ bilmek ve onlara uymaktır.

Sorumuzun mecrâsı, herkesin dilinde pelesenk olan ‘akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım.

Mesela; bazı şeyler aklî muhakeme, analitik düşünce ve aklın verilerine yani aklın uygun bulduğu 'ma'kûlât' ya da 'akliyyât' denilen meselelere dayanır ki, bunlar akıl yoluyla kavranabilen, anlaşılabilen ve elde edilebilen bilgilerdir. Bu konularda sağlıklı aklın yani doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneğine hâiz olan aklıselim'in ilk aklına gelenler –istisnaları da olmakla beraber- doğru olur.

 Bazı şeyler de ma'kûlât'ın zıddı olarak, gözle görülen ve duyularla hissedilen şeylerdir ki, bunlara da 'mahsûsât' denir. Bilindiği gibi, gözün gördüğü ve tecrübeyle sabit olan şeyler, insan beyninde kaydedilmiş belgelerdir ki, insan bazen onları unutsa dahi, bazı olaylar karşısında insanın dili beyninden gelen mesajları söyler. Ayrıca bu türden meselelerde, hislerin rolü büyüktür. Hisleri kuvvetli ve zihni açık olan kimselerin aklına ilk anda gelenler doğru şeyler olabilmektedir.

 İstenen cevap, 'muhayyelât' ile alâkalı yani zihinde tasarlanan, canlandırılan, hayale dayalı şeylerden oluşmuş ise, mahsûsât’ı açıklarken dediğimiz gibi, hisleri, hayalleri kuvvetli, zihni temiz ve açık olan kimselerin ilk anda akıllarına doğru cevap gelebilmektedir.

Fakat cevabı istenilen şey, çeşitli ilim ve bilim dallarında yer alan hakikatler ve veriler hakkında olursa, soru sorulan meselede ilim (bilgi) sahibi olmadıkça, doğru cevap ilk anda akla gelmez ve düşünmekle de bulunamaz. Tahmin ve zan yoluyla, farkına varmadan doğruyu söyleme durumuna gerçeğe ulaşmak denilemez. Çünkü bu durumda bile cevaptan emin olunamaz. Cevabın doğruluğu gerekçeli olarak ispat edilemez. Yani ilim gerektiren meselelerde bir soruyla karşılaşıldığında, ilim sahibi olmadan o soruyu sadece akıl, duygu ve his ile doğru yanıtlamak mümkün olmaz. Bu durumlarda doğruya isabet etmek, 'bilmek' anlamına gelmez. Şöyle ki, bilgi sahibi olmadan, iki seçenekli bir sorunun doğru cevabını tutturmak, iki seçenek arasında zar atmaya benzer. O zarın doğru seçeneğe rastlaması ihtimali %50’dir. İşte buna 'ilim' denmez, 'zan' denir. Tabir-i câizse o zar atan kişiye, 'neden, niçin?' diye sorulduğunda, verdiği cevabın sağlamasını yapamayacak ve gerekçesiyle cevabın doğruluğunu ispat edemeyecektir. Aynen bunun gibi dört seçenekli sorularda, rastlantıyla doğruyu bilme oranı %25 iken, beş seçenekli sorularda bu ihtimal %20 olmaktadır. Dolayısıyla görüldüğü üzere, bu tür meselelerde ilk akla gelen his ile doğru tespit edilemez. İnsan farkına varmadan doğruyu telaffuz etse bile, o zan kişiyi hedefe ulaştırmaz. Klasik sorularda bu dediğimiz durum, herkesin ittifâk ile kabul ettiği bir gerçektir. Bir kimseye hiç bilmediği bir meselede soru sorulup sonra da ‘önündeki boş kağıda cevabını yaz’ dense, doğru cevap alınamayacaktır. Test usulü sorulara gelince de, şu net ifadeyi söylemekle yetinelim. Bilgi gerektiren hiçbir test sınavında, çalışmadan başarılı olan kimse görülmemiştir. Bu tarihî ve tecrübî bir gerçektir. Tabi ki sorular, sahasında ehil kimselerce hazırlanmış ise… Bir kimse önündeki seçenekler arasında ne kadar analitik düşünürse düşünsün, sonunda ‘ana çeldirici’ denen ‘yanlış cevap’ ile ‘doğru cevap’ arasında kalacaktır ve genellikle de yanlışı 'doğru' zannederek işaretleyecek veya söyleyecektir. İşte ilim ve bilgi gerektiren konularda durum böyledir. Bu konularda akla ilk gelen şeyin doğru olduğunu mutlak olarak söylemek yanlıştır!

 Bu soruya şöyle de cevap verebiliriz.

 Bilginin kaynağı üçtür; haber-i sâdık (doğru haber yani vahiy yoluyla bizlere bildirilmiş hakikatler), havâss-ı selîme (sağlıklı olan beş duyu organı)nın elde ettiği veriler ve zaman içerisinde insanların kazandıkları tecrübeler.

 Buna göre, beş duyu organının verileri ile tecrübeye dayalı bir meseleyle karşılaşıldığında, -kişiye göre değişmesine rağmen- bazen ya da çoğu zaman ilk akla gelen doğru olabildiği halde, haber-i sâdık konularında yani ilim gerektiren meselelerde ma'lûmât sahibi olmadan ilk akla gelen devamlı yanlış kabul edilir. Zan yoluyla doğruya isabet etmek de, 'bilgi' kabul edilmez. Çünkü, o bilginin doğruluğunu ispat etmek de ilim gerektirir ve ilimsizce konuşmak 'kötü ahlak'tan kabul edilir.

Bu konudaki en güzel sözü Peygamberimiz söylemiştir:

وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin ya da sussun!” (Buhârî, 6018, 6019, 6135, 6136, 6138, 6475, 6476; Müslim, 47, 48; Tirmizî, 1967, 2500; Ebû Dâvûd, 5154; İbn-i Mâce, 3672, 3971)

Bazı filozofların kabul ettiği 'sezgi metodu' yoluyla elde edilen hisler 'ilim' ya da 'bilgi' sayılmaz. Zira hakikat, insanların his ve heveslerine terk edilmemiştir. İslâm'da ise 'ilhâm' bağlayıcı bilgi kaynağı sayılmaz. İslâmî kaynaklarda geçen kalbî müşâhede, ilhâm ya da firâset bilginin temel kaynaklarından değil, temel kaynaklara dayanan bilginin açıklaması mesabesinde sayılabilir. Temel bilgi kaynağı vahiydir; akıl ve beş duyunun verileri ile insanların zamanla elde ettikleri tecrübeler ve pozitif ilimler, teknolojik ve maddî inkişaf ve terakkiler müstakil ve temel bilgi sayılmazlar. Bunlar temel bilgi olan vahye tabidirler ve onun içinde alt bölümlerde mütalaa edilirler. Çünkü vahye aykırı olan hiçbir şey, ilim veya bilim sayılmaz.

Sonuç olarak; akla doğan ilk şeye, hangi meselelerde bazen güvenilebileceği, hangi meselelerde hissin, duygunun, aklî muhakeme ve analitik düşüncenin bir faydasının olmadığı böylece ortaya çıkmıştır sanırım.

Bu izahatlarla, hangi konularda ilk akla gelen şeylerin doğru olma ihtimali vardır ya da yoktur, ana hatlarıyla netlik kazanmaktadır. Tabi ki bu durum, kişilere ve kişilerin kişilik ve bilgi, birikim, tecrübe gibi özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Akla ilk gelen şeyler konusunda ilim, akıl, zeka, psikoloji ve tecrübe gibi etkenlerin büyük rolü vardır. Bunlara sahip olan bir kimse, sağlıklı bir muhakeme ile genelde doğruya ulaşır, bu meselelerde yetersiz olan kimse ise doğrudan uzaktır. Özellikle ma'lûmât konularında bilgisiz olan kimselerin aklına gelen şeylerin tamamı yanlıştır.

Bir de iman, takvâ, ihlâs, sıdk gibi konularda karşılaşılan sorular vardır ki, bu durumda doğruya ulaşmak için, kişide ma'lûmât dışında köklü bir iman, Allah korkusu, ihlâs ve samimiyet, sadakat ve vefâ, Allah vergisi firâset, basiret, hikmet ve furkân gibi değerlerin de bulunması icap eder. Yani bu konularda hakkı bilme ve kavrama konusunda ilim, iman ve takvâ derecesinin doğrudan etkisi vardır.

Başarı ve muvaffakiyet ancak Allah'tandır.

"Benim başarım ancak Allah(ın yardımı) iledir." (Hûd: 88)

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: TARTIŞMALAR | tarih: 24/11/2013 | Yorum(2) | Yorum yaz
Yusuf SemmakHAYATIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ DEĞİL; "ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ" (TEKVÎR: 29) AYETİ GEREĞİ, ALLAH’IN MUTLAK İRADESİ ŞEKİLLENDİRMEKTEDİR:

HAYATIMIZIN ŞEKİLLENMESİNDE, ALLAH'IN İZNİYLE, İMTİHAN GEREĞİ BİZİM CÜZ-İ İRÂDEMİZİN ROLÜ DE MALUMDUR...

Hiç şüphesiz hayatımızda düşüncelerimizin önemi de büyüktür. Zira biz, varlığımız ve amellerimizle olduğu kadar duygularımız, fikirlerimiz ve inançlarımızla bir bütün olarak insanız.

Psikolojide geçen "çekim yasası" denen şey, pozitif düşüncelerin olumlu sonuçlar, negatif düşüncelerin de olumsuz sonuçlar doğuracağı faraziyesini, yerçekimi kanunu kadar gerçek bir kanun gibi savunmaktan ibarettir. Bu varsayımı bu denli kesin kanunmuş gibi savunmayanlar da elbette vardır. Mutedil olmak gerektiğini hatırlatarak birkaç açıklama yapalım.

Olumlu düşüncenin, insan açısından olumlu sonuçlar doğurması ümid edilir. İslâm’da hüsn-ü zann ve hüsn-ü te’vîl esastır. Güzel zanlarda bulunmak ve güzel yorum yapmak gerekir.

Olumlu düşünme, olumlu yorum yapma, her şeye güzel tarafından bakma, insanın kendi hayatıyla alâkalı konularda pozitif olması inşâAllah olumlu sonuçlar ortaya çıkarır. Bir kimsenin karamsar, ümitsiz, içsel yönden hezimete uğramış olması, kendisini ilgilendiren ya da kendi dışındaki olaylara sürekli kötü tarafından bakması, bir meselede yorum yaparken en kötü ihtimalin gerçekleşeceğine koşullanması bir anlamda kendisi için beddua gibidir. Bu ruh halinden sakınmak gerekir.

Moral ve motivasyon başarının anahtarıdır.

Kendimiz hakkında güzel şeyler düşünmemiz, o güzelliklere ve hayırlara kavuşmak açısından birer basamak olarak kabul edilir. Aynı zamanda olumlu düşünce sahipleri, kendilerinin başarısı için de dua etmiş olmaktadırlar.
Kudsî bir Hadis’te Rabbimiz: “Ben kulumun, Bana olan zannının yanındayım. Beni zikrettiği yerde, ben onunla beraberim” (Müslim) buyurmuştur. Yani Allah, bizim iyi ve kötü zanlarımıza göre bizlere tecelli edeceğini haber vermektedir. Bu, bir müjdedir.

Bu sebeple, güzel düşünüp güzel sonuçlar beklemek câizdir hatta ölçülü şekilde yani meşru şekilde anlamak kaydıyla, bu psikoloji, bizlere Şer’an da tavsiye edilmiştir.

Fakat “iyi ya da kötü ne düşünürsen, mutlaka o olacaktır; o başına gelecektir” diye kesin konuşmak ve bunu kesin bir kanun gibi kabul etmek doğru olmaz. Çünkü bizim düşündüklerimiz değil, Allah’ın diledikleri olacaktır. Bununla beraber, Allah, kullarını imtihan etmek için iman ve takvâ seviyelerine yahut onlara Rabbâniyetinin ve onları Tevhid’e kılavuzlamasının esbabı olarak içyüzünü bilmediğimiz belki de o kimsenin iç âlemiyle bağlantılı pek çok farklı sonuçlar yaratmaktadır. Burada önemli olan Allah ile bağımızı koparmadan, Allah’ın bizi çağırdığı en güzel hayırlara talip olmamız ve onları kazanmak için amel ettiğimiz için, duygu ve düşüncemiz yönüyle o güzelliğe kavuşma isteği açısından pozitif olmamızdır. Bunda bir sorun yoktur. Psikolojide bu tür bir moral-motivasyonla hareket etmek şirk olmaz!

Ben bu konuyu genel bir bakış açısıyla 2 yönlü olarak şöyle özetleyebilirim:

1- Yaşarken, olaylar karşısında olumlu düşünce sahibi olmamız, kendimiz için bir duadır.

2- Olaylar karşısında olumsuz, karamsar, kötümser ve kötücül düşünceye sahip olmamız da kendimiz için bir beddua olur/olabilir! Allah korusun!

Bu nedenle Müslüman dedelerimiz, “insanın kendisine yaptığı kötülüğü kimse yapamaz” demişlerdir.

Kendimize sürekli iyilik yapmak istiyorsak, gerçekleri göz ardı etmeden, gerçekler karşısında, olumlu fikirler üretmeliyiz ve sonuçta Allah’ın bize güzel bir sonuç vereceğine olan inancımızı yitirmemeliyiz. Böyle davranışa da İslâm’da “tevekkül” diyoruz. Biz kullara, her hususta Allah’a güvenip dayanmak düşer. Yûsuf Sûresinin 87. Ayetinde geçtiğine göre; Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümit keser. Ümitsizliğin ve karamsarlığın aşırısı insanı küfre dahi sokabilir. Hiçbir insan, içine düştüğü sıkıntıdan asla kurtulamayacağını düşünmemelidir, buna hakkı yoktur. Çünkü onu, o sıkıntıyla imtihan eden Allah’tır. Allah’ın takdirine rıza göstermek, belaları def eder. Allah, onun her halini görmektedir. Onun o anki durumuna göre sonuçlar yaratabilir. Aslında sıkıntının çözümü insanın kendi içindedir. Başarıyı sadece maddî ve fizîkî sonuçlara bağlamazsak durum sürekli böyledir. Başarı bazen maddî ve fizîkî yönde bazen de manevî yönde olabilir.

Dolayısıyla, hayatımızda karşılaştığımız görünüş itibariyle iyi ya da kötü durumlar karşısında Allah’a teslim olmalıyız, sabretmeliyiz, olumlu/hayırlı sonuçlar ümit etmeliyiz, karamsar ve kötümser olmamalıyız. Sonuçta Rabbimiz, bizim bu kulluğumuzu takdir edecek dilerse sabretmemiz karşılığında bize sevap verecek, dilerse dünyada güzel vakitler geçirmemizi, nimetlerinden yararlanmamızı irade edip, akabinde şükretmemiz karşılığında sevap lütfedecektir. Bunlar, imtihanın cilvesidir. Bunların arka planını bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey vardır ki, bizim Rabbimiz çok merhametli, çok lütufkâr ve çok âdildir. Biz, O’na alâ külli hal (her halükârda) hamd, şükür ve teslimiyet ile sığınırız. O da bizlere inşâAllah hem dünyada hem de ahirette iyilik ve güzellik verir. Yeter ki biz, kendi zaaflarımızla; aceleciliğimizle, cimriliğimizle, kötümserliğimizle, merhametsizliğimizle, hoşgörüsüzlüğümüzle, katı kalpliliğimizle ve katı sözlüğümüzle kendi ayağımıza çelme takmayalım, kardeşim...

Rabbimiz şöyle buyurmuştur:
“... İnsanlardan öylesi vardır ki: ‘Ey Rabbimiz, bize dünyada ver!’ der. Ahirette ise onun hiçbir payı yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: ‘Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik, âhirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!’ der.” (Bakara: 200, 201)

Sadece dünyanın nimetlerini isteyip de ahiretin nimetlerinden mahrum olanlardan da olmayalım, inşâAllah…
tarih: 11.02.2014
can AydınÇEKİM YASASI-na inanmak Şirk midir ? (Hayatımızı düşüncelerin şekillendirdiğini iyi düşünürsek iyi kötü düşünürsek kötü şeyler yaşayacağımızı Neyi düşünürsek onu yaşayacağımızı söyleyen bir yasa)
tarih: 10.02.2014
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
21.04.2026Salı
Son Konular .: 147- İnşikak Suresi (Seri' Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 146- İnfitar Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 145- Alimlerden Birine Soruldu! | Yusuf Semmak
.: 144- Sabah-Akşam Zikirleri | Yusuf Semmak
.: 143- Fecr Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 142- Abese Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 141- Ğaşiye Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 140- Leyl Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 139- Şems Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 138- Fatiha ve 10 Kısa Sure (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 137- Tarık Sûresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 136- Beled Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 135- Nebe Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 134- Hümeze Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 133- Beyyine Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 132- Alak Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 131- Duha Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 130- A'la Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 129- Buruc Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 128- Tekvir Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 127- Hasta İçin Okunacak Dualar! | Yusuf Semmak
.: 126- Her Köşeye ve Her Kişiye Tevhid'i Duyurun! | Yusuf Semmak
.: 125- Ru'yetullah'ı Reddedenlere Reddiye! | Kesitler-3 | Yusuf Semmak
.: 124- Kelime-i Şehadet Nedir? | Kesitler-2 | Yusuf Semmak
.: 123- Tağutu İnkar Etmek İmanın Şartıdır! | Yusuf Semmak
.: 122- Zerre Kadar İman Nedir? | Kesitler-1 | Yusuf Semmak
.: 121- Alın Yazgısı, Kader | Yusuf Semmak
.: 120- İlim Ne İçindir? Kimlere İlim Ehli Denir? | Yusuf Semmak
.: 119- Tekfircilik! | Yusuf Semmak
.: 118- Kur'an ve Sünnet'in Arasını Ayırma! | Yusuf Semmak
.: 117- Tevhid'i Nasıl Anlamalıyız? | Yusuf Semmak
.: 116- Sosyal Medyada Ne Paylaşalım? | Yusuf Semmak
.: NASİHATLER 17
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi
Yusuf Semmak
✍️ Derdin ilimse, im
misafir
Nice
Yusuf Semmak
🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed
Yusuf Semmak
Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru
Yusuf Semmak
Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr
Yusuf Semmak
☝️ "Tâğûta ibâdet et
Yusuf Semmak
✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız
Yusuf Semmak
BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- "
Yusuf Semmak
Arkadaşlar, videoyu paylaşalım!
Yusuf Semmak
Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred
misafir
Thankks forr sharing your thought
Oğuzhan
Admin çok teşekkürler.
İsmail
Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h
Yusuf Semmak
Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi
Bekir Yetginbal
Canım kardeşim selamualeykum GÜN
Bekir Yetginbal
Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini
Mahmut
Selamünaleykum Yusuf peygamberin
Ufuk
Çok güzel
Şeyma
Bu nadide soru ve cevapları için
Ahmet
Doyurucu bir yorum Teşekkürler
Yusuf Semmak
Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha
Baraa
Bence çoooook güzel bir site
ali
İlmî Arapça Sayfası http://www
ali
Faydalı Bir Maksud Programı http
ali
Faydalı Bir Emsile Programı http
Yusuf Semmak
BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA
Derya Atan
Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam
Firdevs Sevgi
inş güzeldit.
misafir
⭐⭐⭐⭐&
mustafa
Abi çook teşekküür ederim
Medine
Cenetin kapısın geçmek istiyom
Yusuf Semmak
Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM