Ashâb devrinde Fıkıh ilmi dendiği zaman, Kur'ân ve Sünnet'i doğru anlamak kastedilirdi. Günümüzde ise Fıkıh ilmi âdeta; delâleti zannî, ictihâdî ve ihtilâfî meselelere hasredilmiştir. Tevhîd'i fıkhetmemiş, Allah'ın kesin haramlarını, farzlarını ve helallerini bilmeyen bir kimse sadece müctehidlerin farklı ve teferruatlı olan fetvâlarını ezberlese ne elde edebilir? Asıl ve öncelikli olan şey; Allah'ın hükümlerini, fetvâlarını, hudûdunu bilmektir; -âlimlerin ictihâdlarından kaynaklanan- ihtilâfları bilmek sonra gelir. İhtilâflı meselelerde de tercihler söyleyene göre değil, delile göre olmalıdır. Her şeyin bir önem sırası vardır. Önce olması gereken değer, ikinci plana ya da arka plana atılırsa; yapılan iş fâsid olur ve netice vermez.
Bir mesleğin ehli olan insanların da bildiği gibi, her san'at'ın bir icra usûlü vardır. Binâ yapan mimar, temel atmadan duvarları yükseltse, bu iş ma’kûl karşılanamaz ve o tüm zahmetler yıkılmaya mahkûm olur. İşte İslâmî ilimlerin de usûlleri vardır. Bu ilimler sahâbe zamanında müdevven (derli toplu, düzenli, tertîbli, kitap hâlinde) olmasa da, onlar ilmin kaynağından beslendikleri için, hükümlere ulaşmakta güçlük çekmiyorlardı. Fakat onlardan sonraki nesiller, bu dağınıklığın içinden çıkamayacakları için, ilimler tedvîn edilmiştir, branşlaşmıştır. Fakat ne yazık ki, sonraki asırlarda insanlar, o ilimlerin usûlünü, mukaddimesini, hedefini ve muhtevâsını dikkate almadan, ictihâdların delillerine inmek yerine görüşleri ezberlemeye, insanların kitaplarını ve şerhlerini hıfzedip onlar üzerinde dersler yapmaya başlamışlar ve neticede bu tutum, sonraki nesilleri, Kur'ân ve Sünnet ilimleri üzerinde yoğunlaşılması gerektiği gerçeğinden fiiliyatta uzaklaştırmıştır.
Bir mesleğin ehli olan insanların da bildiği gibi, her san'at'ın bir icra usûlü vardır. Binâ yapan mimar, temel atmadan duvarları yükseltse, bu iş ma’kûl karşılanamaz ve o tüm zahmetler yıkılmaya mahkûm olur. İşte İslâmî ilimlerin de usûlleri vardır. Bu ilimler sahâbe zamanında müdevven (derli toplu, düzenli, tertîbli, kitap hâlinde) olmasa da, onlar ilmin kaynağından beslendikleri için, hükümlere ulaşmakta güçlük çekmiyorlardı. Fakat onlardan sonraki nesiller, bu dağınıklığın içinden çıkamayacakları için, ilimler tedvîn edilmiştir, branşlaşmıştır. Fakat ne yazık ki, sonraki asırlarda insanlar, o ilimlerin usûlünü, mukaddimesini, hedefini ve muhtevâsını dikkate almadan, ictihâdların delillerine inmek yerine görüşleri ezberlemeye, insanların kitaplarını ve şerhlerini hıfzedip onlar üzerinde dersler yapmaya başlamışlar ve neticede bu tutum, sonraki nesilleri, Kur'ân ve Sünnet ilimleri üzerinde yoğunlaşılması gerektiği gerçeğinden fiiliyatta uzaklaştırmıştır.Bir mesleğin ehli olan insanların da bildiği gibi, her san'at'ın bir icra usûlü vardır. Bina yapan mimar, temel atmadan duvarları yükseltse, bu iş makul karşılanamaz ve o tüm zahmetler yıkılmaya mahkum olur. İşte İslâmî ilimlerin de usûlleri vardır. Bu ilimler sahabe zamanında müdevven (derli toplu, düzenli, tertibli, kitap halinde) olmasa da, onlar ilmin kaynağından beslendikleri için, hükümlere ulaşmakta güçlük çekmiyorlardı. Fakat onlardan sonraki nesiller, bu dağınıklığın içinden çıkamayacakları için, ilimler tedvin edilmiştir, branşlaşmıştır. Fakat ne yazık ki, sonraki asırlarda insanlar, o ilimlerin usûlünü, mukaddimesini, hedefini ve muhtevasını dikkate almadan, ictihâdların delillerine inmek yerine görüşleri ezberlemeye, insanların kitaplarını ve şerhlerini hıfzedip onlar üzerinde dersler yapmaya başlamışlar ve netice de bu tutum, sonraki nesilleri, Kur'ân ve Sünnet ilimleri üzerinde yoğunlaşılması gerektiği gerçeğinden fiiliyatta uzaklaştırmıştır.NEYİ FIKHEDECEĞİZ? İnsanların kavillerini mi, ibârelerinin i’râblarını mı yoksa Azîz ve Celîl olan Allah’ın Kitâbını mı? ... Ashâb devrinde Fıkıh ilmi dendiği zaman, Kur'ân ve Sünnet'i doğru anlamak kastedilirdi. Günümüzde ise Fıkıh ilmi âdeta; delâleti zannî, ictihâdî ve ihtilâfî meselelere hasredilmiştir. Tevhîd'i fıkhetmemiş, Allah'ın kesin haramlarını, farzlarını ve helallerini bilmeyen bir kimse sadece müctehidlerin farklı ve teferruatlı olan fetvâlarını ezberlese ne elde edebilir? Asıl ve öncelikli olan şey; Allah'ın hükümlerini, fetvâlarını, hudûdunu bilmektir; -âlimlerin ictihâdlarından kaynaklanan- ihtilâfları bilmek sonra gelir. İhtilâflı meselelerde de tercihler söyleyene göre değil, delile göre olmalıdır. Her şeyin bir önem sırası vardır. Önce olması gereken değer, ikinci plana ya da arka plana atılırsa; yapılan iş fâsid olur ve netice vermez. Bir mesleğin ehli olan insanların da bildiği gibi, her san'at'ın bir icra usûlü vardır. Binâ yapan mimar, temel atmadan duvarları yükseltse, bu iş ma’kûl karşılanamaz ve o tüm zahmetler yıkılmaya mahkûm olur. İşte İslâmî ilimlerin de usûlleri vardır. Bu ilimler sahâbe zamanında müdevven (derli toplu, düzenli, tertîbli, kitap hâlinde) olmasa da, onlar ilmin kaynağından beslendikleri için, hükümlere ulaşmakta güçlük çekmiyorlardı. Fakat onlardan sonraki nesiller, bu dağınıklığın içinden çıkamayacakları için, ilimler tedvîn edilmiştir, branşlaşmıştır. Fakat ne yazık ki, sonraki asırlarda insanlar, o ilimlerin usûlünü, mukaddimesini, hedefini ve muhtevâsını dikkate almadan, ictihâdların delillerine inmek yerine görüşleri ezberlemeye, insanların kitaplarını ve şerhlerini hıfzedip onlar üzerinde dersler yapmaya başlamışlar ve neticede bu tutum, sonraki nesilleri, Kur'ân ve Sünnet ilimleri üzerinde yoğunlaşılması gerektiği gerçeğinden fiiliyatta uzaklaştırmıştır. Müslümanlar, Kur'ân'ı fıkhetmek için çalışmaları gerekirken, bunun yerine, falan âlimin yazdığı edebî kitabında neleri kastettiğini anlamak için yıllarını vermek "ilim" addedilir olmuştur. Öyle ki, bazı âlimler tarafından Arapça'nın engin fesâhatı, belâğatı ve ifade zenginliğiyle kurulmuş olan sanat eseri mesâbesindeki bazı kitapların ibârelerini anlamak ve anlatmak için neredeyse -mübâlağasız- 50’ye bâliğ olan şerh kitapları yazılmıştır. Şerh üzerine şerhler, şerhler üzerine hâşiyeler mesâbesinde... Falan âlimin yazdığı zorluk seviyesi çok yüksek olan Nahv, Belâğat, Mantık, Usûl, Kelâm gibi ilimlerin kitaplarında neler kastedildiğini anlamak için, kendilerini son takatlerine kadar zorlayan insanlar, eğer bu çaba ve çalışmayı Kur'ân ilimleri için yapmış olsalardı, belli bir süre sonra Allah'ın izniyle âlim olurlardı. Ama insanların kitaplarına yönelmek ve o yönelişle hayatı idâme ettirmek, âdeta kelâmî, felsefî ve mantıkî tartışmalarla ömür geçirmek biçiminde bir görüntüye dönüşmüştür! Oysa âlet ilimleri denen araç ilimlerini her seviyeye uygun öğrenip, o öğrenme sürecinin beraberinde Şer'î ilimlerle bütünleşmesi ve Usûl ilimlerinin her seviyeye uygun olarak mutlaka okunması, öğrenilmesi, Âyet ve Hadîsler üzerinde uygulanması gerekirdi. Falan âlimin ibâresinde ne dediğinin kritiğini yapmak, o cümledeki fâili, mef'ûlü, atf'ı, temyîzi vs.yi bulmaya çalışmak yerine Âyetlerde bu kâideleri çalıştırmak icap ederdi. Âlet ilimleri bir ustanın elindeki araç ve gereçler mesâbesindedir. Bir usta nasıl ki yardımcı araç, âlet ve malzemeleri olmadan ustalık yapamazsa; âlet ilimlerinin yeri de ustanın elindeki gereksinim duyulan âlât ve edevât gibidir. Eğer elinde ustalık gerektiren bir mesleğin araç ve gereçleri bulunan bir kimse, o işin ehli değilse, ona "usta, ehil" denilemez! O kişi, elindeki araçların fonksiyonlarına dair saatlerce susmadan konuşabilecek şekilde teknik bilgilerle donanımlı olsa bile, o kimse “işin erbabı” sayılmaz. Ne zaman ki, teoride söylediği şeyleri pratiğe döker, ortaya bir eser bırakır, o zaman o kimse için "bu kimse işin ehlidir" denilmeye başlanır. İlim öğrenme metodlarından bir tanesi de bilinenlerle amel etmek olduğu için, bir mesleği icrâ eden kimse de, uygulamalar ile kendisini geliştirir, tecrübe ve dirayet kazanır. Âlet ilimlerinin uygulama sahası yine âlet ilimleri hakkında yazılmış kitapların şerh ve hâşiyeleri değil, Allah'ın Kitâbı ve Rasûlünün Hadîsleri olmalıdır. Sonra da müctehidlerin, Nassların açıklamaları maksadıyla yazılmış eserlerini okuyup anlamak gerekir. Âlet ilimlerinin pratiği, zorluk seviyesi itibariyle biraz daha ileri düzeyde olan Nahv kitapları üzerinde yapılırsa, bu durum, bir şeyi aynıyla tanımlamak “Nahv, Nahv’dir” demek gibi bir durum olur. Oysa Nahv ilminin ne olduğu, onu Âyet ve Hadîsler üzerinde pratiğe dökmeden insanlar tarafından anlaşılamaz ve istifade edilemez. Nahv kitaplarının şerhleri üzerinde ömür tüketmek; “Nahv’in Felsefe”sini yapmak demektir. O ibâreleri yazan müellifin ya da şerh eden şârih’in maksadını tespit etmeye endeksli yani “fikr’e” koşullanmış bir gaye peşinde koşmak demektir. Oysa Allah, Kitâbını, insanlar anlasınlar diye kolaylaştırmıştır ve okuyup, düşünecek ve ibret alacak kimseleri ona davet etmektedir: وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı zikir için (öğüt alınsın diye) kolaylaştırdık. O halde, var mı öğüt alıp düşünen?” (Kamer: 17, 22, 32, 40) Bütün ilimler bir tek Kitâbı anlamak için okunması gerektiğine göre, Nahv ilmi de, onu anlamanın anahtarlarından bir tanesi ise, bu anahtara sahip olunduğu halde; Kur’ân’dan yüz çevirip, âdeta bulmaca çözer gibi, insanların yazdığı kitapların kapılarını açıp onların merâmlarını anlamakla ömrünü tüketmek, yıllarını hebâ etmek hiç meşrû ve ma’kûl olabilir mi? Bu yapılan iş, çocukların veya daha hayırlı bir meşguliyeti olmayan kimselerin zaman geçirmek için bulmaca, bilmece çözmelerine benziyor. Tek fark, birisinin daha zor olmasıdır! Otuz hatta elli yıldır Nahv ilminden başka bir sahaya girememiş, her nedense bu ilmi de bir türlü ikmâl edememiş insanlar görmek oldukça üzücüdür. Oysa bu çalışmayı, Allah’ın Kitâbı üzerinde yapmış olsalardı, Kur’ân’ı, Sarf, Nahv, Bedi’, Beyân, Meânî, Usûl vb. ilimler yönüyle defalarca hatmetmiş olacaklardı. İnsanların Kur’ân’a bu denli sırt dönmelerini insan bir türlü anlayamıyor! Oysa insanı, Kur’ân’dan uzaklaştıran her şey bâtıldır. Nahv ilmi belli bir sürede öğrenilir. Bu öğrenme sürecinin de, merhaleleri vardır. Her merhalede, herkes Kur’ân ile iç içe olmak zorundadır. Maalesef ki adam Arapça’ya başlıyor, Kur’ân’la vedalaşıyor! O Arapça’dan ne fayda gelir ki? Allah’tan ilimlerin dahi faydalı olanını istemek ve fayda vermeyen ilimden O’na sığınmak gerekir. Tekrar etmek isteriz ki, Nahv ilminin şerh üzere şerh ile okunması bir anlamda “Nahv Felsefesi”dir! İnsanların yazdığı kitapların mutlaka okunması gerekir yani “olmazsa olmaz” görülmesi yerine, “olmazsa olmaz”ın ancak Kur’ân ve Sünnet olduğunu kabul etmeliyiz. Fiillerimizle de bunu ortaya koymalıyız. Bazı iddialar vardır ki, vâkıa ile örtüşmez; bu durumda söyleme değil, eyleme bakılır. Bu nedenle güzel şeyler söylediğimiz gibi, o güzel söze uygun güzel olan ameli de işleyelim. Bu açıklamalarımızda, “âlet ilimlerine gerek yok” şeklinde bâtıl bir düşünceyi asla savunmadık! Elbette böyle diyenler hatta “âlim olmak için Arapça’ya gerek” yok diyen akılcı kimseler de bulunmaktadır. Bu sözlerin bâtıl olduğunu ispatlamak için delil getirmeye de gerek yoktur. Bu söz, aklıselim insanların bulunduğu bir mecliste dile getirilmiş olsa, hemen oradaki ortak akıl, fıtraten bu düşünceyi reddedecektir! Burada dikkat çekilen problemin değişik yönleri vardır… Âlet ilimlerini bir türlü aşamamak, Kur’ân’a bir türlü ulaşamamak, Nahv kitaplarının şerhlerini âdeta kutsal metinler gibi görmek, ilimler konusunda ezberci ve taklitçi olmak, Fıkıh ilminin asıl maksadının İslam dinini kavramak olduğunu unutarak tâlî meseleleri zarûrî ilimlerin önüne geçirmek, Tevhîd akîdesine gereken hassâsiyeti göstermemek, Kur’ân ilimlerini öğrenmek üzere âlet ilimlerinden yararlanmamak, Taklîdî ve icmâlî imandan tafsîlî ve tahkîkî imana geçme konusunda bir çaba içerisinde olmamak, Âyet ve Hadîslerdeki murâdı anlamayı önemsemek yerine müellif ve şârihlerin ne kastettiklerini anlama peşinde koşmak, Allah’ın hudûdunu ve onların delillerini öğrenmeye çalışmamak, sathî ve yüzeysel ilmihâl kitapları mesâbesinde bir fıkha sahip olmak, mezhebinden başka mezhepleri ve müctehidleri tanımamak, delillerini bilmemek, Selef’in akîde, menhec ve ahlâkından habersiz olmak… Diğer bir sorun da Arapça'yı bilmeyenler açısından ciddi bir problem teşkil etmektedir. O da; Arapça bilinmediği için temel kaynaklara ulaşamamak ve ehil olmayan kimselerin yazdığı kitaplardan din öğrenmek… Bunun sonucunda ise, "Kur'ân Meâlciliği" ve "Hadîs Meâlciliği" denen âhir zaman fitnelerinin zuhûr etmesi kaçınılmaz olmaktadır! Bu problemleri artırmak ne yazık ki mümkündür! Dolayısıyla bizim dediğimiz şey; “Arapça’ya gerek yok” şeklinde safsata bir fikir değil, Arapça ile yatıp kalkmak ve Arapça’dan başka bir sermayesi olmadan da ölüp gitmektir. Peki, ne zaman Kur’ân’a yöneleceğiz? İşte altı çizilen asıl mesele budur! Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا اٰيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُولُوا الْأَلْبَابِ “(Bu), Âyetlerini iyice düşünsünler, temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye, sana indirdiğimiz mübârek bir Kitap’tır.” (Sâd: 29)
Bu mübârek Kitâb’ın Âyetlerini tedebbür edip, öğüt almamız duasıyla. NOT: Bu konunun konuşma olarak videosu da mevcuttur. O konuşmadan sonra faydayı artırmak için aynı konuşmanın makale olarak paylaşımına da yer vermekte fayda gördük. Yusuf Semmak |
KATEGORİLER
21.04.2026Salı
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |