“Aranızda selâmı yayınız” Hadîs-i Şerîfi gereği, selâmlaşmanın fazilet ve âdâbını bilmek zorundayız…
Yolda karşılaştıklarında, selâmı birbirlerinden bekleyip, aşıklar gibi birbirlerine bakanlara tekrar söylemek lazımdır ki, küçük büyüğe, ayaktaki oturana, binitli yayaya, yüksekteki alçaktakine, yürüyen durana, bir kişi iki kişiye, az olanlar çok olanlara ve talebe hocaya selâm verir.
Selâm konusunda birçok aksaklıklarla, hayat içerisinde sıkça karşılaşıyoruz...
Somut örnekler vermeden bazı kimseler meseleleri tam olarak anlayamıyor. Bu nedenle basit örnekler verelim.بِسْـــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ SELÂMSIZ İNSAN OLMAKTAN SAKININIZ! “Aranızda selâmı yayınız” Hadîs-i Şerîfi gereği, selâmlaşmanın fazilet ve âdâbını bilmek zorundayız… Yolda karşılaştıklarında, selâmı birbirlerinden bekleyip, âşıklar gibi birbirlerine bakanlara tekrar söylemek lazımdır ki, küçük büyüğe, ayaktaki oturana, binitli yayaya, yüksekteki alçaktakine, yürüyen durana, bir kişi iki kişiye, az olanlar çok olanlara ve talebe hocaya selâm verir. Selâm konusunda birçok aksaklıklarla, hayat içerisinde sıkça karşılaşıyoruz... Somut örnekler vermeden bazı kimseler meseleleri tam olarak anlayamıyor. Bu nedenle basit örnekler verelim. Mesela; apartmanın merdivenlerinden yukarıya çıkarken, yukarıdan aşağıya inen bir kimse ile göz göze geliyoruz, ben yukarıdan gelenden selâm bekliyorum, o da benden bekliyor. Oysa yüksekte olanın, mekân olarak alçakta olana selâm vermesi gerekiyor. Yol kenarında hareket halinde yürüyorum, arabasıyla yoldan geçen bir kimse arabadan bana bakıp benden selâm bekliyor. Oysa selâm vermesi gereken kimse, arabasıyla seyir halinde olandır. Çünkü binitli yayaya selâm verir. Bir yerde sabit duruyorum, yoldan geçen bir kişi bana bakıp selâm vermemi bekliyor. Oysa selâm vermesi gereken, yürüyen kimsedir. Yolda hareket halindeyim, başka bir kimse bana doğru yaklaşıyor benden selâm bekliyor. Oysa yaşı küçük olduğu için onun bana selâm vermesi gerekir. Başka bir misal verelim. Yolda giderken karşıdan bir başkası geliyor, onunla karşılaşıyoruz, bu durumda da talebe olan, hocasına selâm verir. İlim ehli bir Müslümanla karşılaşıldığında ilimsiz olan ya da ilim talebesi olan kimse ehli ilm'e daha önce selâm vermelidir. Bu konuda çok örnekler verebiliriz. Ama Sünnete uygun selâmlaşma âdâbı bellidir. Bu ve benzeri örneklerle karşılaşanlar, birbirlerine "sen bana selâm vermedin, selâmsız geçtin, görmemezlikten geldin" tarzında nefsânî sözler etmeden önce, kendi durumunu gözden geçirmelidir. Hem yaşça hem de ilim bakımından küçük olduğumuz halde, kibir ve ego bakımından büyüklüğe ve tekebbüre kendimizi mahkûm etmemeliyiz. Önce selâm vermesi gerekirken selâm vermeden ve umursamadan geçmekte kararlı olan bir Müslüman ile karşılaşırsak, sıfatımız ne olursa olsun biz selâm veririz. Zira o kimse, selâmın önemini henüz kavrayamamıştır. Ondan, Sünnete uygun amel beklerken, selâmlaşma Sünnetini terk etme vebalini yüklenmemek için hemen selâm vermeliyiz. İslâm öyle muazzam bir dindir ki, hayatın her kademesinde, hatta her noktalarının arasındaki küçük noktalarda, her zerresinin içerisindeki küçük zerrelerde bile hikmetli hükümler vaz' etmiştir. Diğer bir deyişle; Allah'ın ihmal ettiği en küçük bir nokta veya en küçük bir zerre cinsinden dahi olsa küçücük bir noksanlık İslâm'da asla yoktur. İnsan aklı ile Allah'ın ilim ve iradesi arasında, "acaba hangisi doğrudur?" diye tevakkuf etmek asla ve kat'a câiz değildir! Selâmlaşmanın fıkhı, Selâmın Sünnete uygun şekli ve onun âdâbı hakkındaki bütün incelikler Allah'ın mutlak ve yanılmaz ilmi ile bizlere bildirilmiş yol gösterici hakikatlerdir. Selâm ile alâkalı bazı Nassları hatırlatalım: وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا "Bir selâm ile selâmlandığınızda siz de ondan daha güzeli ile selâmı alın veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla yapandır." (Nisâ: 86) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin alıp o ev halkına selâm vermeden girmeyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır. Olur ki (bunları düşünüp) öğüt alırsınız." (Nûr: 27) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُوا وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِندَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا إِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mü'min değilsin' demeyin. Çünkü Allah'ın katında sayısız ganimetler vardır. Önceden siz de böyle iken Allah size lütfetti; o halde iyi anlayıp dinleyin. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisâ: 94) السَّلاَمُ قَبْلَ الْكَلاَمِ "Selâm, kelamdan öncedir" (Tirmizî, İsti’zân, 11) إِذَا انْتَهَى أَحَدُكُمْ إِلَى الْمَجْلِسِ فَلْيُسَلِّمْ ، فَإِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يَجْلِسَ فَلْيَجْلِسْ ، فَإِذَا قَامَ فَلْيُسَلِّمْ ، فَإِنَّ الأولَى لَيْسَتْ بِأَحَقَّ مِنَ الأَخِيرَةِ "Sizden biriniz, bir meclise vardığı zaman selâm versin ve oturmak gerekiyorsa otursun. Sonra (meclisten) kalktığında (tekrar) selâm versin. Birinci selâm sonuncudan daha önemli değildir (ikisi de aynı ölçüde önemlidir)." (Tirmizî, İsti’zân, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 151) Yüce Allah, Hz. Âdem’e selâmı öğretmiştir: Peygamberimizin haber verdiğine göre; Rabbimiz, Hz. Âdem’i yarattığı zaman: "Git de meleklerden oturmakta olan şu topluluğa selâm ver ve onların senin selâmını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyetinin selâmlaşmasıdır." buyurdu. Bunun üzerine Âdem, meleklere: "Es-Selâmu aleyküm" dedi. Onlar da: "Es-Selâmu aleyke ve rahmetullâh" dediler ve selâmlarına "Ve rahmetullâhi"yi ziyade ettiler." (Buhârî, İsti'zân, 1) Selâm verme âdâbı: يُسَلِّمُ الصَّغِيرُ عَلَى الْكَبِيرِ وَالْمَارُّ عَلَى الْقَاعِدِ وَالْقَلِيلُ عَلَى الْكَثِيرِ "Küçük büyüğe, geçen oturana, az da çoğa selâm verir." (Buhârî, İsti'zân, 4, 7) يُسَلِّمُ الرَّاكِبُ عَلَى الْمَاشِى وَالْمَاشِى عَلَى الْقَاعِدِ وَالْقَلِيلُ عَلَى الْكَثِيرِ "Binekli olan yaya yürüyene, yaya yürüyen oturana, az da çoğa selâm verir." (Buhârî, İsti'zân, 5, 6) Hayırlı amel nedir? "Bir adam, Rasûlullah aleyhisselâm’a: 'İslâm'ın hangi hasleti daha hayırlıdır?' diye sordu. Peygamber: 'İnsanlara yemek yedirirsin, bildiğin ve bilmediğin (Müslüman)a selâm verirsin' buyurdu." (Buhârî, İsti'zân, 9; Buhârî, Îmân, 5; Müslim, Îmân, 63) Üç günden fazla küslük helâl değildir: "Bir Müslümanın din kardeşinden üç günden fazla küs durup ayrılması helâl olmaz. Bu küsler, birbirleriyle karşılaşırlar da şu, ondan yüz çevirir, bu da ondan yüz çevirir. Hâlbuki o ikisinin hayırlısı, önce selâm vermeye başlayandır." (Buhârî, İsti'zân, 9; Bkz: Buhârî , Edeb, 62; Müslim, Birr, 23, 25, 26, 27) Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları: "Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı karşılamak (selâm almak), hastayı ziyaret etmek, cenazeler ardından gitmek, da'vete icabet etmek ve aksırana dua etmek." (Buhârî, Cenâiz, 2) Müslümanların kendi aralarında selâmı yaymaları birbirlerine sevgilerini artırır: لاَ تَدْخُلُونَ الجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا، أَوَلاَ أدُلُّكُمْ عَلَى شَيْئٍ إذا فَعَلْتُمُوهُ تَحاَبَبْتُم؟ أفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Size, yapmanız halinde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi göstermeyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız." (Müslim, Îmân, 93, 94; Bkz: Tirmizî, Kıyâmet, 56) Bir kimsenin başkasına selâm göndermesi caizdir: "Âişe radıyallâhu anhâ, kendisine hitaben Peygamberin: 'Cibrîl sana selâm gönderiyor' buyurunca, o da: 'Ve aleyhi's selâm ve rahmetullâh: Onun üzerine de selâm ve Allah'ın rahmeti olsun' diye karşılık vermiştir.” (Buhârî, İsti'zân, 19) Sahih-i Müslim'de geçen: أفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ "aranızda selâmı yayınız" Hadîsinden de anlaşılacağı gibi, selâmın Müslümanlar arasında yayılması ve tanıdığımız ya da tanımadığımız tüm Müslümanlara selâm vermemiz gerekir. Cennete girmek isteyen iman sahipleri haydin birbirimizi sevmeye... Birbirimizi sevme konusunda amellerin en hayırlısı selâmı yaymaktır. Cennetin bir ismi de "Dâru's selâm"dır. O esenlik ve nimetler yurduna Allah'a hakkıyla kulluk etmekle yani şirk koşmadan iman etmekle girilecektir. Cennete girerken mü'minler selâm ile karşılanacaklar ve cennette Rabblerinden selâm işiteceklerdir. Cennette birbirleriyle karşılaştıklarında da selâmlaşacaklardır. Bu güzel sonu yaşamak isteyenler dünyada da selâm veren ve selâm alan mü'minlerdir. "Es-Selâm" Allah'ın isimlerinden bir tanesidir: "O Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Melik'dir, Kuddûs'dur, Selâm'dır, Mü'min'dir, Müheymin'dir, Azîz'dir, Cebbâr'dır, Mütekebbir'dir. Allah, onların koştukları ortaklardan münezzehtir." (Haşr: 23) إنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ "Şüphesiz Selâm, Allah'ın kendisidir." (Buhârî, İsti'zân, 3) Rahmân’ın mü’min kulları kendilerine sataşan cahillere “selâm” der, geçerler: وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلامًا “Rahmân’ın kulları yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Cahiller onlara (sataşarak) hitap ettiklerinde, onlar “selâm(etle)” der (geçer)ler.” (Furkân: 63) Müslümanlar, kendini bilmezlerle, patavatsızlık yapıp, kaba ve küstah davranışları olan kimselerle karşılaştıklarında dahi kin, nefret nedir bilmezler! Öyleyse, normal zamanlarda kin ve nefretten barut fıçısına dönmüş insan şablonlarının davranışlarının referansının “İslâm” olduğunu kabul etmek mümkün müdür? İslâm kökü itibariyle “selâm” ya da “silm”den gelir. Selâm; selâmet, esenlik, emniyet anlamına gelirken, silm ise; barış ve sulh demektir. Dolayısıyla İslâm dini, dünya ve âhiretin felaketlerinden selâmet bulmak, esenlik ve emniyet içerisinde bulunmak, sevgi, saygı, barış ve huzuru önceleyerek insanlığa hak ve hakikatleri sunmak demektir. Allah’a teslim olarak Müslüman olmuş bir kimse öyle yüce bir değere inanmaktadır ki, o kimsenin nefsine göre hareket etmesi ve Allah’ın kullarına acımasızca nefret ve kin ile muamele etmesi asla caiz olamaz. Ölmeden önce kimin hidâyet bulacağını, kimin dalâlete düşeceğini ancak Allah bilir. Bu nedenle tüm insanlara önce “insan” olarak hitap etmek zorunluluğu vardır. Kur’an bizlere, inanmayan kimselerle karşılaştığımızda bile, onlara karşı onların davranışlarına benzer cahilî taşkınlıklarla davranmamamızı, kendilerine esenlik, selâmet ve hidâyet dileyerek güzellikle yolumuza devam etmemizi emretmektedir. وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلامٌ عَلَيْكُمْ لا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ “Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve derler ki: ‘Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizin olsun. Selâm olsun sizlere. Bizim cahillerle işimiz yok!’” (Kasas: 55) Buradaki selâm, veda selâmıdır. Yani 'faydasız konuşup da tartışmayalım' demektir. Bazı insanlar vardır ki, amacı hakikati aramak değildir, kuru kuruya (ilimsizce ve hikmetsizce) tartışıp karşısındakini rezil etmeye çalışmaktır; böyle kimselerle konuşup tartışmak yerine "selâm" deyip geçmek daha hayırlıdır. Çünkü o türden kimseler, konuşmalarında ahlâkî değerleri dikkate almazlar. Manevî değerlerin hiçe sayıldığı bir konuşmadan da manevî hayırlar beklemek mümkün olmaz. Bu nedenle, amacı nefsâniyet olan kimselerle karşılaşınca "hidâyet ve selâmet temennisinde bulunarak" ayrılmak, o esnada yapılacak en hayırlı amellerden birisidir. Âyetin sonunda “bizim cahillerle işimiz yok” diye çevirdiğimiz لا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ ifadesi, cahillerle arkadaş ve dost olmak veya onlarla tartışmak istemeyiz, gibi anlamlar içerir. Bazen susmak konuşmaktan daha hayırlıdır. Diğer taraftan, cahil ile kim arkadaş olmak ister ki? Normal şartlarda herkes sâlih insanlarla dost olmak ister. Bu gerçeği bazen menfaat çatışmaları ve dünyevî ikbal kaygıları perdelese de, hakikat böyledir. Biz de sözlerimizin başında da, sonunda da öyle diyoruz: وَالسَّلامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى "Selâm olsun hidâyete uyanlara." (Tâ-Hâ: 47) Yusuf Semmak |
KATEGORİLER
21.04.2026Salı
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |