Yüce Rabbimizin bize verdiği sayılamayacak kadar çok nimetleri karşılığında, O’na binlerce kez şükrederek söze başlıyoruz. Gözünüzü kapatın, hayal başlıyor... Hayalimiz, herkesi ilgilendiren ve herkes için etkili olacağını düşündüğümüz bir durumla alâkalıdır. Kuracağımız hayalin objektif konusu; insanın yemekle imtihânıdır! Ve şâhit olunan gerçek bir olaydan esinlenilerek kaleme alınmıştır. Bu olayı bizzât ben yaşadım. Hayırlara vesîle olmasını dilerim. Arapça'da başlangıç düzeyinde hazırlanmış 30 soru ile kendinizi test edebilirsiniz. Bilgi seviyesini ölçmeyi amaçlayan bir sınav olduğu için test usulü yerine klasik metod tercih edilmiştir. Çünkü bir sorunun cevabının üslup ve ifade olarak tek şablon çerçevesinde daraltılması yerine, düşünerek cevap vermenin, insanın bilgi dağarcığını zenginleştirdiği herkesin malumudur. Test usulünde yüzdelik olarak başarının belli bir oranı tahmin, hatırlama, analitik düşünme, yorumlama, karşılaştırma, eleme gibi etkenlere dayanıyor iken, klasik yöntemde bilgi, birikim ve sağlıklı düşünme çok önemlidir. Bunun yanında bilinen şeylerin yazıya dökülmesi ve ifade biçimi, düzen, tertip gibi faktörler, insanın bilgi seviyesinin yanında karakter, zeka ve kişiliği hakkında da önemli ipuçları elde edilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle de sınavı yapan öğretmenin sorulara verilen cevapları değerlendirirken yaptığı puanlamada belirli bir kanaati oluşmaktadır. Bu tespit, test usulünde mümkün değildir. Ama şunu söylemek lazımdır ki, gerek klasik ve gerekse test usulünde yapılan çalışmalar insana farklı kazanımlar sağlamaktadır. Her ikisinde de asıl amaç, ezbercilik yerine öğrenmeyi hedeflemek olmalıdır. JPEG formatında muhtelif meselelerde hikmetli öğütler, özlü nasihatler, veciz sözler... Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selâm olsun... Sahâbîlerin, Allah ve Rasûlüne itaati nasıl idi, bizim nasıl? Onların, vahye teslimiyetleri ile bizim vahye teslimiyetimiz arasında farklar var mıdır? Onlar, yaşamın asıl amacını ne olarak görürlerdi? Onların, düşünce yapıları, psikolojileri, meselelere yaklaşımları, olayları değerlendirme biçimleri nasıldı? İman ettikleri ile yaptıkları, söyledikleri ile yaşam biçimleri, rızık temini uğrundaki koşuşturmaları ve toplumdaki sosyal statüleri ile vahye teslimiyetleri arasında çelişkiler yaşarlar mıydı? Onlar da nefislerine uyarak fâsid te'vîllere sığınırlar mıydı? Dünyevî hedefler için tavizkâr bir davranış biçimini benimseyerek, eylemleri ile söylemleri, kalpleri ile kafaları, dilleri ile fiilleri birbirine zıt, âdeta beden ülkelerinde çelişkiler ve çatışmalar yaşayarak, kendi iç barışlarını ve esenliklerini sağlamadan, başka insanları selâmete ve Dâru's Selâm (cennet)e davet ederek, âdeta farklı kişilikleri aynı bedende taşıyarak İslâm'ın anlaşılmasının önünde kötü örneklik teşkil ederler miydi? İŞTE KISACA BU VE BENZERİ SORULARIN CEVABINI ÖĞRENMEK ADINA, O MUAZZEZ İNSANLARIN VAHİY KARŞISINDAKİ DURUŞLARINI VE İMANDAN NE ANLADIKLARINI ANA HATLARIYLA KISACA AÇIKLAYACAĞIZ. HAKKI, HAKİKATİ İLE KAVRAMAMIZ VE ANCAK ALLAH'A KUL OLMAMIZ DUASIYLA... Allah Ancak Hidâyete Kalbini Açanlara Hidâyet Verir:
İnsanların kalbine Allah’tan başka kimse hidâyeti koyamaz.
Peygamberimiz bile dilediği kimselere hidâyet veremez. Allah’ın bir ismi de “el-Hâdî” yani hidâyet edendir. Bu nedenle insanları doğru yola iletmek ancak Allah’a aittir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"(Rasûlüm!) Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin; bilâkis, Allah dilediğine hidâyet verir ve hidâyete erecek olanları en iyi O bilir." (Kasas: 56)
Rabbimiz, hidâyetten mahrum olan kimselerin kalplerinin dar olduğunu ve onların iman etmeyeceklerini En’âm Sûresindeki şu Ayette, çok etkileyici bir misal ile haber vermektedir:
“Allah kimi hidâyete erdirmeyi dilerse, göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmayı dilerse onun da göğsünü –gökyüzüne tırmanıyormuş gibi- daraltır, sıkıştırır. Allah iman etmeyenlerin üstüne işte böyle murdarlık çökertir.” (En'âm: 125)
Bu Ayet-i Kerîme’yi biraz açıklayalım. Fâtiha, Bakara, Nebe, Nâziât, Fîl, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kâfirûn, Nasr, Tebbet, İhlâs, Felak, Nas Sûrelerinin Türkçe anlamları. Bu yazımızda; Hz. Yûsuf'un, kendi döneminde Mısır ülkesinde iktidarda olan Melik'in emri altında müsteşârlık ya da bakanlık yaptığını söyleyenlerin düşüncelerinin bâtıl olduğunu ve bu düşüncenin Âyetler ile çeliştiğini açıkladık. Kendisinden başka ma’bûd olmayan, kullarının her halinden haberdar, onlara şah damarlarından daha yakın, dua edenin duasına icâbet eden, fayda ve zarar ancak kendisinden olan, hiçbir ortağı bulunmayan ve kendi sıfatlarına ortaklar kabul etmeyen, eşsiz ve benzersiz, her şeyin yaratıcısı, insanların Rabbi, mürebbi’si, rızık vereni, hayat vereni ve öldürüp hesaba çekecek olan, noksanlıklardan münezzeh, her şey kudret elinde olan O âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle’ye hamd-ü senâlar olsun.
Söze, Rabbimizin bize gönderip de her gün defalarca düşünerek, anlayarak ve iman ederek okumamızı irâde buyurduğu sahih itikâdın ana esası olan herkesin bildiği bir Ayet-i Kerime ile başlayalım: "Yalnız Sana ibâdet ederiz ve yalnızca Senden yardım dileriz." (Fâtiha: 5)
Bu Ayet’in okunduğu her yerde, Allah ile kullar arasına yerleştirilen aracılar, şürekâ (şerikler, ortaklar), şüfeâ (şefi’ler, şefaatçiler) ve gayrimeşru olan tevessül bahislerinin nefyi, reddedilmesi de mutlaka gündeme gelmektedir. Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla.
Her halükârda Allah'a hamd olsun. Peygamberimize, temiz ailesine güzide ashâbına da salât ve selâm olsun.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Onlar, kâfir olanlar, sizleri Mescid-i Haram'dan, bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasından menedenlerdir. Eğer (Mekke'de) bilmediğiniz mü'min erkeklerle mü'min kadınlar olmayaydı ve siz onları bilmeyip çiğnemeyecek, size onlardan dolayı da bir vebal isabet etmeyecek olsa idi (onlardan ellerinizi çekmezdi). Tâ ki Allah dilediği kimseyi rahmetine soksun. Eğer onlar (birbirlerinden) ayrılmış olsalardı, ötekilerden kâfir olanları elbette acıklı bir azap ile azaplandırmış olacaktık." (Fetih: 25)
Hicretin 6. yılında Zilkade ayının başlarında Peygamberimiz 1400 kişilik bir kafile ile umre yapmak niyetiyle Medine'den Mekke'ye hareket etmişti. Hudeybiye'de Kureyşliler, Müslümanlar'ın Mekke'ye girmelerine engel olmakla hem Mescid-i Haram'ı ziyaret etmelerine hem de bekletilen kurbanları Mina'da kesmelerine engel olmuşlardı.
Bu Ayette bildirildiğine göre, Müslümanlar'a savaş ve fetih izninin verilmeyişinin nedeni, Mekke'de bulunan ve henüz imanlarını açığa vurmamış olan mü'min erkeklerle mü'min kadınların varlığı idi. Mekke'deki imanlarını gizleyen Müslümanlar, Kureyşli kâfirlerden ayrılmadıkları için Mekke'nin fethi ertelenmiştir. AKİDE’DE CEHÂLET MAZERET DEĞİLDİR:
Tevhid'in anlam ve şartlarını bilme ve Tevhid'in gerektirdiği bir hayatı yaşama konusunda cehâlet mazeret değil, suçtur!
Cahillik mazeret olsaydı, ilmin ve alimin fazileti kalmazdı ve kimse de nasihat dinlemez ve bilgisiz kalarak kurtuluş hayalleri kurardı.
Peygamberimizin gelişinden ve Kur'an'dan sonra, insanların, Allah'a karşı, Tevhid'e bi-hakkın (hakkıyla/tam manasıyla) teslim olmama hususunda hiçbir mazeretleri kalmamıştır.
"Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak Peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir." (Nisâ: 165)
“Eğer onları daha evvel azaba uğratarak yok etseydik; Rabbimiz, bize bir Peygamber gönderseydin de alçak ve rezil olmazdan önce Ayetlerine uysaydık olmaz mıydı? diyeceklerdi." (Tâ-Hâ: 134)
"Biz, bir Rasûl göndermedikçe azab ediciler değiliz." (İsrâ: 15)
"Müşriklerden biri eman dilerse ona eman ver. Tâ ki Allah'ın Kelâm'ını dinlesin. Sonra onu emin olacağı yere kadar ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olduklarından dolayı böyledir." (Tevbe: 6)
"Şu Kur'an bana onunla sizi ve her kime ulaşırsa (her kim ona ulaşırsa) onları korkutup uyarmam için vahyolundu." (En'âm: 19)
İlim öğrenmek kıyamete kadar farz-ı ayn'dır. Hiçbir gerekçe bu farzı iptal edemez. Câhil kalmak ve öğrenme konusunda tembellik etmek affedilmeye sebep bir delil kabul edilemez!
İslam'ın ilk farzının "OKU" olması dahi, Tevhîdî meselelerde tembellik ederek, bile bile câhilliği seçmenin ve Dinden, imandan, Tevhid'den, Kur'andan, Peygamberden, Sünnetten habersiz yaşamanın masum tarafının olmadığının açık bir kanıtıdır! |
KATEGORİLER
27.07.2026Pazartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak Videoda, dünyanın sonunda gerçekl Yusuf Semmak ☝ Allah Azze ve Celle buyur Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim |