Şâri', şerîat koyucu demektir. Bu kelime şer' ve şerîat kelimelerinden gelmektedir, ism-i fâildir. Lügatte şerîat, insanı bir ırmağa, bir su kaynağına götüren yol, izhâr etmek, açıklamak ve kanun koymak anlamlarına gelmektedir. İslâm terimi olarak şerîat, Allah'ın kulları için koymuş olduğu dînî ve dünyevî hükümlerin hepsinin adıdır. Şerîat kelimesi, din ile aynı anlamda olup, hem "ahkâm-ı asliyye" denilen i’tikâdiyyâtı, hem de amelî, fer'î hükümleri, yani ibâdet, muâmelât ve ahlâkî esasları kapsar. İnsan ürünü bütün düzenler, birbirlerinin alternatifi olarak doğmuştur. Hiçbir sistem İslâm’ın açığını kapatmak, yetersizliğine alternatif olma iddiasında bulunamaz. İslâm, insanı yaratan Allah’ın sistemidir. İnsanın kalbinin, aklının, nefis, ruh ve cesedinin yoktan yaratıcısı olan Allah, sınırsız ilmiyle insanlık için en mükemmel sistemi göndermiştir. Onda ne bir eksiklik, ne bir fazlalık ve ne de bir tutarsızlık vardır. Böyle bir şeyi savunmak, Allah’ın ilim ve hikmet sıfatlarına noksanlık izafe etmek anlamına gelir. Bismillahirrahmanirrahim.
Rabbimiz şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler, Allah'tan korkun, O'na (yaklaşmaya) vesîle arayın ve O'nun yolunda cihâd edin ki kurtulasınız." (Mâide: 35)
Bu Âyet; bazı kişilerin zannettikleri gibi, kulun, kendisi ile Allah arasına yaklaştırıcı aracılar koyması, şeyh adı verdikleri kimselere bağlanmaları anlamına gelmemektedir. Bilakis bu Âyet, cihâd Âyetidir. Bu Âyete göre, Allah'a yaklaştırıcı vesîlelerden bir tanesi, Allah yolunda cihâd etmektir. Kul, Allah'a yaklaşmak istiyorsa, Allah'ın emrettiği sâlih amelleri işlemelidir. Allah'a yakınlığı, bazı kimselere bağlanmakta görmek ve Allah'ın rızâsını, onlara itaatte aramak büyük bir cehâlettir. Allah'ın kulları, ancak Allah'a kulluk ederek, O'na yaklaşabilirler. Mü'min bir kulun, Allah'a yaklaşmak adına arayacağı en öncelikli vesîle ise, O'na ibâdet etmesidir. Ruhbânlara ve din adamlarına kulluk edercesine bağlanıp, Allah'tan gâfil kalmak ve pek çok durumlarda o kimseleri, Allah'a ortak koşma alışkanlığı, câhiliyye âdetlerindendir. Kur'ân, bunu yasaklamıştır.
Âyetlere kulak verelim: "Dikkat edin, hâlis olan din yalnız Allah'ındır! O'ndan başka dost (veli, ilâh)lar edinenler: 'Biz bunlara, ancak bizleri Allah'a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz' (derler). Muhakkak Allah, ihtilâf edip durdukları şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir. Şüphe yok ki Allah, yalan söyleyen, kâfir olan hiçbir kimseye hidâyet vermez." (Zümer: 3)
"Onlar, Allah'ı bırakıp kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermeyecek olan şeylere taparlar. Bir de: 'Bunlar, Allah katında bizim şefâatçilerimizdir' derler. De ki: 'Siz, Allah'a göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?' hâşâ, O, ortak koşmakta oldukları her şeyden münezzeh ve yücedir." (Yûnus: 18)
"Allah'tan başka kendisine kıyâmete kadar (dua etse dahi) cevap veremeyecek olan ve kendilerine yaptıkları duadan habersiz kimselere dua (ve ibâdet) eden kişiden daha sapık kim olabilir?" (Ahkâf: 5)
"Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, şüphesiz sizin gibi kullardır. Şayet (iddianızda) doğru iseniz, haydi onlara (dua edip) çağırın da size karşılık versinler." (A'râf: 194
"Onların o tapındıkları da, Rabblerine hangisi daha yakın olacak diye vesîle ararlar. O'nun rahmetini umar, azâbından korkarlar. Çünkü Rabbinin azâbı, gerçekten sakınılmaya değer." (İsrâ: 57) İslam'a girişin ve Müslüman olmanın temel şartı Kelime-i Şehâdettir.
Bu Arapça cümle;
أشهد أن لا إله إلا الله و أشهد أن محمدًا عبده و رسوله
"Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhü ve Rasûluh"tur. Anlamı ise: "Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki, Hz. Muhammed O'nun Kulu ve Elçisidir."
Bir kimse, Kelime-i Şehâdetin muhtevasına uygun akideyi iç aleminde hiçbir şüphe duymaksızın kalbiyle kabul ve tasdik edip, diliyle ikrar ederek ve ameliyle de bu inanca uygun hareket üzere bir yaşam sürerek ve Kelime-i Şehâdeti bozup iptal edecek söz, fiil, inanç, duygu ve düşüncelerden sakınarak her hususta Peygamberimizi önder kabul ederek Müslüman olmaktadır. Zümer: 71'de, kâfirlerin cehenneme sürüleceği beyan edilirken, "kapıları açılır" anlamında فُتِحَتْ أَبْوَابُهَا ifadesi kullanılır. Zümer: 73'de ise, müttakîlerin cennete sevk edileceğinden bahsedilirken başında vav ziyâdesiyle (ilavesiyle) aynı ifade yani وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا kullanılır. O halde Zümer: 73'de, 71. Âyetten farklı olarak fazladan vav harfi kullanılmasının sebebi nedir? Peygamberimiz, Mekke'den Medine'ye hicret esnasında Medine'ye giden kuzey yolunu değil; tam aksi istikamette güneye doğru ilerledi ve Sevr mağarasına sığındı. Efendimiz güney yolunda ilerlemeyi tercih etmişti; zira müşrikler kâinatın serverini öldürmek için onun peşine takılmışlardı. Peygamberimiz, tabir-i câizse, gemiyi en son terk eden bir kaptan gibi Medine'ye en son hicret edenlerden idi. Onun dışında Mekke'de o esnada birkaç zayıf, çaresiz mü'minler ve kalbinde nifak bulunan müslüman geçinenler dışında kimse kalmamıştı. Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ile söze başlıyoruz.
Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel yolla mücâdeleni yap! Şüphesiz ki Rabbin yolundan sapanları da en iyi bilenin ta kendisidir. O hidâyette olanları da çok iyi bilendir.” (Nahl: 125)
İslam davetçisinin Tebliğ konusunda Nahl: 125'i dikkate alması ve buradaki emri göz önünde bulundurması gerekmektedir. Nahl sûresi Mekkî bir sûredir ve 125. ayeti de Kureyşlilere karşı silah kullanma emrinin verilmediği; buna karşılık Peygamberimize, müşriklere yumuşak ve nazik ifadelerle davet görevi verildiği sırada inmiştir. Bu ayetin muhatabı her ne kadar müfred (tekil) olsa da hükmü geneldir, tüm Müslümanları bağlayıcıdır. Bu, Kur’an’ın bir ta’lîm ve terbiye metodudur. Peygamberin şahsında, hem ona, hem de onun ümmetine hükümler va’z etmek.. Bu ayetin, kâfirlere karşı savaşma emri veren ayetten (Bakara: 190) sonra nesh edildiği yaklaşımı yanlıştır. Bakara Sûresi Türkçe Anlamı-PDF Kur'ân'da, "İslâm'da zorlama yoktur" şeklinde bir Âyet yoktur; "Dinde zorlama yoktur" Âyeti vardır. Farkı nedir, onu açıkladık! Dinde zorlama olmadığını iddia eden bazı modernistlerin fikirlerinin yanlışlıklığını; tahrîf ederek yorumladıkları ve delil olarak öne sürdükleri iki Âyetin açıklamasıyla açıklığa kavuşturduk. Bu iki Âyet: Bakara: 256 ve Ğâşiye: 22... Bakara: 256. Âyeti tefsîri kapsamında Kelime-i Tevhîd konusunu da açıkladık. Kişinin, nasıl Müslüman olacağı da ortaya konulmuş oldu. 1- FÂTİHA SÛRESİ: Sayfa: 1, Cüz: 1 ( Mekke’de inmiştir. 7 âyettir.) 1- Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla. |
KATEGORİLER
19.04.2026Pazar
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |